Cümbez, bir ağaç türü tıpkı meşe, akasya, kayın gibi. Eski inanışımızda ağacın kutsallığına inanılırdı hatta kimi destanlarımızda ağaçtan türediğimiz inancı da vardır. Ağaç; türemenin, aidiyetin, kökleşmenin bir sembolü adeta. Romanda da kahramanımızın köklerinin bulunduğu Kıbrıs adasında yetişen bir ağaç cümbez.Hatice “ Maviş” namıdiğer, 20. yüzyılın başlarında yokluk, yoksulluk( bir evladı satmak için neden olabilir mi?) nedeniyle Filistinli bir adama para karşılığı , eş olsun diye verilen bir kız çocuğu onlarca çocuk gibi. Büyükannesinin masallarıyla büyümüş, kadim anlatıların büyülü dünyasında sözün güzelliği ile yokluğa rağmen mutlu bir çocukken, dilini bile bilmediği bir diyara hoyrat bir adamın dördüncü eşi olarak giden bir kız çocuğu. Eşinin(!) zulmüne, evdeki diğer kadınların eziyetlerine katlanarak geçen yılların sonunda etrafındakilere büyükannesinin anlattığı masalları aktararak şifa bulan, şifa dağıtan sözlerin sultanı Hatice… Tüm kötülüklerin içinde bulunduğu coğrafyada ona kucak açan kuması Hacer, kocasının sokağa attıktan sonra sığındığı Mim Hoca, Fasıla hanım ve onların biricik torunu Alçin’e şifa verirken sözleriyle onun da şifalanması… Yurdunda bıraktıkları,çocukluk arkadaşı Süleyman, hep imrendiği Gülcemal gemisi ve illa ki büyükannesiyle yaşadıklarını anarak yaşama tutunma çabası…Roman sosyoloji tarihimizdeki bu acı gerçeği masalsı bir dille anlatırken, Hatice’nin dilinden dökülen masalsı ama gerçek sözlerle yüreğimize dokunuyor. Hatice’nin akıbetini merak ede ede romanı okuyoruz ama biliyoruz ki onlarca kız çocuğumuz Arap diyarında “ kadın” olmanın çilesini çekmiş, hiç bilinmemiş, bilinse dahi unutulmuş. Adı sanı bilinmeyen , bir mal gibi alınıp satılan , özlemle kavrula kavrula çocuk gelin olarak uzak diyarlara savrulan Cümbezin kızlarına selam