“Sevdiğimiz ve kendilerinden mahrum olduğumuz kadınların ölümü, doğrusu, bizim için biraz tesellidir.Bunun matemi muazzez, mukaddes ve pür-şiirdir. Bu, kalbin üstünde bir siyah çiçektir ki, zehirli bir rayiha neşreder; fakat bu rayiha, tatlı ve nevşindir; bu çiçekte, biraz o ölen kadın ve bu rayihada, biraz o ölen kadının ruhu vardır. Onun için sizin olamayacak kadınların ölümünde biraz visal bulursunuz. Hissedersiniz ki, o ölen sizdedir, başkasının değildir ve tehlikesiz, endişesiz, daima sizindir. Fakat kadın yaşarken.. ve başkasınınken, bu sizi bin türlü harap eder: Evvelâ bilirsiniz ki, aradığınız şey mevcuttur, gaye-i hayâliniz sizin yaşadığınız küre üzerindedir, sizin teneffüs ettiğiniz havayı teneffüs ediyor, aynı sema altında, aynı ufukla muhattır; sizden şu kadar uzaktır, size bu kadar yakındır, şuradadır veya oradadır. Bütün bu bilişler sizi gayriihtiyarî, mütemâdî hamlelere, savletlere, çırpınışlara sevkeder. Hiçbir şey yapmamak için hamleler, hiçbir şeye vasıl olmamak için savletler, çırpınışlar...