Bu kitapla bu kadar geç karşılaştığım için biraz üzüldüğümü söylemek istiyorum. Dünyayı saran bir hastalıktan bahseden bu kitabı okurken biraz heyecanlandım ve garip duygular içine girdim. Sebebi ise günümüzde etrafımızı saran bir hastalığın ve zor günler geçirmiş olduğumuz gerçeğiydi. Jack London bu eserinde ileri bir hastalıktan bahsetmiş. Her insanı birden öldüren bir hastalık...
Kitap 1912 yılında yayımlanmış olup 2012 yılında dünyayı saran "Kızıl Veba" isimli hastalığın uygar toplumu nasıl yok ettiğini anlatıyor. Kitabın baş karakteri Profesör Smith yani Granser, salgından sonra oluşan ilkel yaşamı görmüş son kişi. 2070'li yıllarda, artık son zamanlarını yaşayan Granser torunlarına her ne kadar uygar toplumu anlatsa da hiç görmedikleri medeniyet onlara anlamsız geliyor ve dünya kendini tekrar ediyor... Başa dönüyorlar.
Kitap "kıyamet sonrası dünya" senaryolarının temelini oluşturuyor. Jack London'un 1912 yılında ortalıkta güncel bir salgın olmazken yüzyıl sonrasında gerçekleşebilecek böyle bir hikâye oluşturması beni çok etkiledi. İnsanların tepkileri, kendini düşünmeleri, zorbalığı günümüz toplumunu o kadar çok anlatıyordu ki, yazarın ileri görüşlülüğünü tebrik etmek istedim.
Kitapta anlatılanlarla hemen hemen aynı şeyi yaşamak okurken kendimi karakterlerin yerine daha çok adapte olmamı sağladı. Jack London'un ise okuduğum üçüncü eseri olarak kitaplığıma eklendi.
Bu günlerde bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Pişman olmayacaksınız :)