Merhabalar, buralarda inceleme yapmaya alışık değilim ancak Emir ve Hasan’ın öyküsünü okuduktan sonra bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim.
Bu kitapta, Afganistan'ın başkenti Kabil'de geçen bir "aile" hikayesine şahitlik ediyoruz. Aynı çatı altında yaşayan bu iki ailenin hayatları eşitsizlikle bir çizgiyle ayrılmış durumda. Baba ve oğlu Emir, evin saygın "ağaları" olarak yaşarken; üvey kardeş Ali ve oğlu Hasan ise “Hazara” kimlikleri nedeniyle evin hizmetçileridir.
Hikayeyi Emir'in gözünden okuyoruz. Dürüst olmak gerekirse, bir kitaba başkahramanından bu denli nefret ederek devam etmek benim için zorlayıcıydı. Diğer yandan ise, Hasan’ı ah canım güzel Hasan diye ağlayarak bağrıma basıp yaralarını sarmak istedim. Ancak belki de yazarın bizi yalnızca Emir'in ihanetinden doğan pişmanlıkla baş başa bırakması hikayenin etkisini daha da arttırdı. Bu noktada Emir’e yıllarca vidan azabı çektiren, uykularından eden o ihaneti söylemeyeceğim, ancak tahmininizin ötesinde olacağına eminim; öyle ki, benim olayın şokunu atlatıp gerçekliğini kavrayabilmem biraz zamanımı aldı.
Aynı evde, annesiz büyüyen bu iki kuzenin yaşadığı hayatlar ve taşıdığı acılar ne kadar farklı olabilir?
Sevdikleriniz için neleri göze alabilirsiniz?
Tekrardan iyi biri olmak mümkün müdür?
Uzun zamandır beni içine çekecek, yüreğime dokunacak ve elden düşürmeyecek bir kitap arayışındaydım. Uçurtma Avcısı, bu beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Her sayfayı gözlerim yaşlı, yüreğim ağzımda okudum; öyle ki, zaman zaman kitabı kapatıp ağırlığı altında tavanla dakikalarca bakıştım.
Anlatılacak çok şey var ancak spoiler vermemek adına sizlere birkaç alıntıyla veda ediyorum.
“… yalnızca tek bir günah vardır. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir.’’
“ Bir insanı