Etrafımızdaki büyük kalabalık çoğu zaman nefesimizi kesiyor. Şehirlere sığmıyor, gökdelenler inşa ediyor, metrolara ve otobüslere tıkış tıkış biniyoruz. Peki, böyle devasa bir kalabalığın tam ortasında nasıl oluyor da kendimizi yapayalnız hissedebiliyoruz? Her gün onlarca insanla çevrili olmamıza rağmen hissettiğimiz bu tezat, modern yaşamın en büyük paradoksu değil mi?
Yalnızlık anlarımızda, aslında bildiğimiz bir adresi yolda gördüğümüz bir yabancıya tekrar sormamız ya da gelip geçerken tanımadığımız birine gülücük atmamız bir tesadüf değil. İşte yalnızlık, bazen tam da böyle küçük, insan teması arayışındaki anlar içinde bize kendini hissettiriyor. Ve sonra bu muhtaçlığımızdan derin bir utanç duyuyoruz. Kendimize kızıyor, hatta en sonunda bu utancı örtmek için "Ben yalnızlığı tercih ediyorum" yalanına sığınıyoruz. Böylece yalnızlığı bir kalkan yapıp, kendimizi onu sevdiğimize ikna ediyoruz. Yalnızlık, tam da bu inkar ettiğimiz, kendimize bile fısıldayamadığımız anlarda en çıplak haliyle karşımıza çıkıyor.
Eğer günümüz modern dünyasında kendinizi yalnız hissediyorsanız, bu kitap sizin için yazılmış. Sayfalarında kendinizden bir parça bulacak, hatta belki de kendinize bile itiraf edemediğiniz bazı gerçeklerle yüzleşeceksiniz.