İki yıldan uzun süredir görmediğiniz birinin yasını nasıl tutarsınız? Hastalandığınızda alnınıza öpücük konduran, doğum günlerinizde size pasta yapan, beş yıl boyunca aralıklarla sizinle aynı yatakta uyuyan birinin? Telefonun diğer ucunda nefesini dinlediğiniz zamanları, gecenin bir yarısı, artık konuşacak bir şey kalmadığı hâlde sadece birbirinize yakın hissetmek için geçirdiğiniz o sessiz anları nasıl anımsarsınız? Ve bir sabah, o nefesin durduğunu fark ettiğinizde... O kişinin artık telefonun diğer ucunda, sizinle aynı şehirde, hatta aynı dünyada bile olmadığını anladığınızda ne yaparsınız?
Dünyanız artık bir kişi eksikken, üstelik o kişi zeki, enerjik, inanılmaz derecede nazik ve sevgi dolu biriyken nasıl dönebilir? Dönemezdi. Bu yüzden, hayatta kalmak için en yakınınızdaki şeye tutunursunuz. Sizi bu dünyaya bağlayacak bir şey, birini bulmaya çalışırsınız.
Dibe vurmanın en tuhaf yanı nedir biliyor musunuz? Bir kez dibi gördüğünüzde bir daha asla yüzeye çıkamıyor olmanız. O uğultu, o düşünme hissi, asla sona ermiyor, her aşamada Galiba buraya kadarmış, diye düşünüyorsunuz.