Bu adamın sırtı da uyuyor işte.Benimle aynı hızda önümde yürüyen bu insan tüm varlığıyla uykuya dalmış.Bilinçsizce uyuyor.Uyuyor,çünkü hepimiz uyuyoruz.Hayat bütünüyle düştür.O da bilinçsiz halde yaşıyor.Ne yaptığını,ne istediğini, ne bildiğini kimse bilmiyor.Yazgı’nın büyümeyen çocukları olarak,hayatı uyuyoruz.
... “eylemi sevmem için düşünmeyi unutmam gerekmiş olduğunu sanmayın.Tersine,inandığımı kusursuzca tanımlayabilirim.Çünkü ona var gücümle inanıyorum,onu açık ve kesin bir biçimde görüyorum.” Bunu anlatamayacak kadar iyi biliyorum,diyenlerden sakının.Çünkü anlatmayı beceremiyorlarsa,bilmedikleri ya da,tembellikleri yüzünden,kabukta kaldıkları içindir.
Aynı biçimde ve donuk bir yaşamın bütün günlerinde,zaman alıp götürür bizi.Ama, bir gün gelir,bu kez de bizim zamanı taşımamız gerekir.Geleceğe dayanarak yaşarız: “yarın”, “ileride” ,”iyi bir işim olunca” ,”yaşlandıkça anlarsın”. Bu tutarsızlıklara hayran kalmamak elde değil,çünkü ne de olsa ölmek var işin içinde.Gene bir gün gelir,insan otuz yaşında olduğunu görür ya da söyler. Gençliğini belirtir böylece.Ama aynı anda,zamana göre yerini de belirtir...