Kitap Adı: Baharın İlk Şarkısı
Yazar: Baharın Eriş
Sayfa Sayısı: 143
Tür: Roman
Bazen kitaplar bizi çağırır; bu kitap da benim karşıma tesadüf gibi çıkan ama aslında okunmayı bekleyenlerden biriydi. Yazarın kalemiyle ilk kez tanıştım ve bu tanışma, kısa ama yoğun bir yolculuğa dönüştü.
Sayfa sayısının azlığına aldanmamak gerekir. Çünkü bu eser, hacmi küçük olsa da içeriğiyle derin izler bırakıyor. Her sayfasında başka bir yaraya dokunan, her satırında insanın içini yoklayan bir anlatım var. Az sözle çok şey söylemenin mümkün olduğunu hatırlatıyor.
Roman; aile bağlarının kırılganlığı, sevgisizliğin insan ruhunda açtığı boşluk, kız çocuklarına verilmeyen değer, şefkat eksikliği ve hem fiziksel hem de psikolojik şiddet gibi ağır ama gerçek meseleleri incelikle işliyor. En çok da sevgisizliğin nerede başladığını ve nasıl çoğaldığını düşündürüyor.
Eser boyunca bazı cümleler var ki, yalnızca okunmuyor; insanın içinde yankılanıyor:
“Sevilmeyen ve kendini sevmeyen, sevmez de.”
“Yaşamak istersen susman da gerekir.”
Bu satırlar, hikâyenin ruhunu fısıldayan iki sessiz tanık gibi… Okurken zaman zaman derin bir iç çekişe kapılıyorsunuz. Çünkü anlatılan yalnızca hayatın adaletsizliği değil; aynı zamanda insanın insana nasıl yabancılaştığı, nasıl bencilleşebildiği.
Metin içinde farklı yazarlardan yapılan alıntılar da anlatıya ayrı bir katman kazandırıyor; sanki başka sesler de bu hikâyeye eşlik ediyor.
Spoiler vermeden, altını çizdiğim bazı cümleleri paylaşmak isterim:
- “Hayatı baştan değerlendirilmeyi bekleyen bir sınav kâğıdı gibiydi; bir sorudaki kaydırma, geri kalan tüm doğruları yok etmişti.”
- “Uyku başlı başına bir huzur evi.”
- “Onların istediği sadece kendi kusurlarının mazur görülmesiydi.”
- “Susmanın daha güvenli olduğunu çözmüş olduğundan annesi ekseriyetle sessizdi.”
-
Kitap Adı: Kinyas ve Kayra
Yazar Adı: Hakan Günday
Sayfa sayısı: 534
Kitap Türü: Roman/ Yeraltı Edebiyatı
Kitap o kadar çok önerildi ki, bende okumadan edemedim. Açıkça itiraf etmek gerekirse bu tarz bir kitabı ilk kez okudum. Kitabın ortasına gelene kadar her türlü zülüm, işkence, hayatın bir de bu tarafı varmış dediğim şeyleri okudum, kısaca şiddetin her türlüsü.
Kitabın ortasından sonra kahramanlarımız kendilerince durulma yoluna gittiler. Kimi ailesine kimi ise beyin ölümünü beklemeye başladı, yaptıklarını unutmak için.
Alışkın olmamama rağmen kitabı sonuna kadar okumayı başardım. Arada "yok daha neler, yeter bu kadar şiddet" diyerekten.
Kayra ve Kinyas iki arkadaş olarak, biri Türk diğeri Suriyeli neredeyse dünyada dolaşmadıkları, uğramadıkları ülke kalmıyor bunun yanında işlemedikleri suç da eksik olmuyor. Kitabın başında onların zalim yüzü ile tanışıyorsunuz.
Onların karanlık dünyası onları içine çektikçe çekiyor, ilk başlarda bu karanlık dünya onlara farklı zaferler kazandırırken. Hem ölümden korkmaları hemde ölüme doğru koşmaları okuyucuyu oldukça şaşırtıyor. İnsancıl tüm duyguya sırtını dönmüş bu kahramanlar an geliyor ki hepsiyle yüzleşmek zorunda kalıyor
Hayatın, onlara siz değil ben hep zafer kazanırım, örneğiyle karşılaşıyorsunuz kitapta. Kitabı beğendin mi sorusuna, daha önce okumadığım bir tarz olduğu için cevap veremeyeceğim.
Kitaptan bazı alıntılar:
- Herkesin kendine göre bir şeyi var.
- Sözlerimin sonunu duymadığı zaman. Cümlelerimin sonunu duymadığı zaman
Değiştiriyorum son kelimelerimi
Değiştiriyorum sonunu.
- Zaten böyle başlamadı mı düşünmek, hayal etmek? İnsanların haberdar olamayacağı, hakkında fikir yürütemeyecekleri tek şey insanın kafasının içinde koşturanlar.
- Gözlerimin içine. Gözlerimin içi başka yerlerde başka suçlar işliyordu öysa.