Adam için aşk acayip bir şeydi, içtikçe susatan, yedikçe acıktıran, tükettikçe yaratmasına neden olan, yeryüzündeki en paradoksal süreçti. Kesinlikle bir keyif hali değildi yani. Acı ile zevkin garip bir karışımı söz konusuydu.
Mezarlıkları daha çok severdim garlardan. Mezarlıklar sizden birini aldığı zaman orada duruyordu, orada olduğu gibi saklıyordu kimsesizliğin ağırlığını. Bu kalabalıklar sizden birini aldığında, asla aynı kişi olarak geri vermiyordu. Bir kere uğurladığınız birini, bin kere kaybetmişe dönüyordunuz.
"Aşık olduğum kızın elini tutuyorum. Gözlerine bakıyorum. Beni ne kadar çok sevdiğini görüyorum bir kez daha. Ölmek için daha güzel bir yer düşünemezdim."
"Anne, orada bile değilmiş. Ona emanet etmiştim. Orada değilmiş anne. Abimin yanında değilmiş. O hayatı boyunca onun yanındayken Amelya onun yanında değilmiş."
"Meyra sakin ol!"
"Anne, yanında değilmiş."
Anne beni duyuyor musun?
"Anne, onun yanında değilmiş."
Anne!
"Anne, orada tek başınaymış!"
"Anne, tek başına ölüyormuş!"
"Meyra, gidelim buradan. Hadi. Sakinleşmen lazım!"
"Hayır. Burada kalacağım. Abimi bir kez daha ona bırakmayacağım. Yalnız bırakmayacağım!"