birdenbire yanınızdaki, her zaman var olacağına inandığınız kişi, ölümlülüğüyle ışıldamaya başlıyor, saydam ve kırılgan hale geliyor. hayatın ipliği, sonbahar güneşinde aniden görünür hale gelen örümcek ağları gibi parlıyor.
öte yandan yokluğu hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor. uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor, onları ben uyandırıyorum -tüm bunların gerçekten olup bittiğinden emin olabilmek için. istemli ve istemsiz bellek birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkını harekete geçiriyor, net görülmeyen yerleri temizliyor veya uyduruyor. kabul etmeliyiz ki bu, vefat edene yönelik bir bellek çalışması olduğu kadar, kendimize de yöneliktir, benmerkezci, bir anlamda kendimizi kurtarmaya, birinin gidişinden sonra hayatta kalışımızı anlamlandırmaya yönelik bir uğraştır.
siz miyim ben, batarım, batırırım, yapmasam da yapmak geçer aklımdan, kıl payı kalmışken bırakırım, eşiğinde. eşikler yurdumdur benim, bir şeyin başka bir şeye dönüşmesinin kapı aralığı, düştüm düşeceğim korkusu benim bütün avuntum. daha büyük bir kopuşun arefesinde, daha hızlı bir eriyişin antrenmanındayım, siz deyin ön gösterim, ben diyeyim çarpık yansısı bir şeylerin, en önce kendimin. diriyim bu sayede, düşeceğini bilenlerin gölgesindeyim, el alıyorum, güç buluyorum onlardan.