Fakat insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar.
(Okurun notu: İnsanlarda bulmak istediklerimizi arıyoruz, onları oldukları gibi kabullenmekten ziyade. Onları çeşitli kalıplara sokmaya çalışıyor, iyi veya kötü düşüncelerimizi onlara empoze etmeye çalışıyoruz. Bu da karşımızdakini ihtiyatlı davranmaya sevk ediyor).
Düşündüklerini dile dökememiş, zifiri karanlık bir gecede, yabancı bir gemide, hiç alışık olmadığı halatların arasında el yordamıyla yolunu bulmaya çalışan denizciye benzetmişti kendini.
Hiç de uysal kuzu değildi, ikinci planda kalmak doğasının taşkın hâkimiyetine asla uymazdı. Sadece mecbur kaldığında konuşuyordu; sohbeti de masaya yürüyüşü gibi tökezlemelerle, ani hareketlerle doluydu; çünkü birçok dile hâkim dağarcığından ortama uygun olduğunu bildiği, fakat iyi telaffuz edemeyeceğinden korktuğu kelimeleri kafasında tartıyor, anlaşılmayabilecek veya ortam için sert ya da kaba kaçabilecek sözcükleri eliyordu. Diksiyon konusundaki aşırı dikkatinin kendini aptala çevirdiğinin, içindekileri ifade etmesini engellediğinin farkında olmanın da bunalımını yaşıyordu. Öte yandan boynu nasıl kolalı yakanın bukağısına isyan ediyorsa, içindeki özgürlük aşkı da kendini bu şekilde kısıtlamaya baş kaldırıyordu.