İnsan yaşadığı her kederi, ardımda başka keder yokmuş, bu son kederiymiş veya kederin son günüymüş gibi düşünmeli, gücünü ve dikkatini yalnızca içerisinde bulunduğu musibete ait sabra vermelidir.
Mekan düzleminde, bedene kendini sıkışık görmek nasıl bir acı kaynağıysa, zaman düzleminde kendini 'şimdi'ye mahkûm etmek de öyle bir keder kaynağıdır. İnsan kendini şimdiye çivilerse, başıma gelen her şeyin en acılı tarafını yaşamaya mecbur kalır. Oysa Rabbimiz bize, dilediğimiz zaman geleceğin herhangi bir parçasında yaşayabilme imkânını vermiş, geleceğe karşılık hayal, geçmişe karşılık hafıza kuvvelerimizi bu konuda istihdam etmiştir.
Denizi damlalar halinde, dağı kayalar halinde, ışığı fotonlar halinde görmeyip, birer bütünlük olarak algılamamız ne büyük nimettir. Hele karşımızdaki insanları bir bütünlük içinde değil de, organlar, hücreler ve parçalar halinde algılıyor olsaydık, kimse kimseye yaklaşamazdı. Algıda bütünleme nimeti bahşedilen insanoğlu, gider de yaşadığı musibeti parçalarına, atomlarına, organlarına, detaylarına ayırmaya çalışarak, çekilebilecek basit bir kederi, kaldıramayacağı büyüklüklerde ulaştırır.