Mondros Antlaşması gereği Atatürk'ün komutanı olduğu Yıldırım Orduları ile 7. Ordu dağıtılınca Osmanlı hükümeti tarafından Atatürk İstanbul'a çağrıldı. 13 Ekim 1918 günü, Adana treninden inip de Haydarpaşa Rıhtımı'na ayak basınca İstanbul'da karşılaştığı manzara şöyleydi:
55 düşman gemisi, zafer bayraklarını açarak İstanbul Limanı'na girmiş. Bütün karşı sahiller Rumların, Yahudilerin, Levantenlerin sarhoş çığlıkları ve palikarya naraları ile çınlamaktadır. Türk milleti bu esaretin altında inim inim inlemektedir. Osmanlı Cihan devleti basiretsiz yöneticiler sebebiyle yenik duruma düşmüş ve düşman orduları Payitaht olan İstanbul'u işgal etmişlerdi. Bazıları da artık her şeyin bittiği zehabına kapılmıştı.
İşte böyle bir dönemde İstanbul'a giren Mustafa Kemal Atatürk gördüğü karanlık manzara karşısında asla ümidini yitirmemiş VE TARİHE ALTIN HARFLERLE GEÇEN ŞU SÖZÜ SÖYLEMİŞTİR:
"GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER!"
️ Mustafa Kemal Atatürk ️
Delikanlı, demir gibi sert ama gerçek düşüncelerin seline bırakmıştı kendini.
- Evet, diye tekrarladı. Efendiler ellerindeki iktidarı korumak için her türlü kötülüğü göze aldıkları ve esirler başkaldırmadığı sürece hayat ne doğru ne de güzel olabilir. Hayır! İnsanlar efendi olmanın, esir olmak kadar kötü ve utanç verici olduğunu anlayana kadar hayat kötülükler ve acılar içinde sürüp gidecek...
Sayfa 60 - Sentez Dünya Klasikleri Mişa·Kitabı okudu
- Adam yok bu dünyada, diye düşündü Mişa.
Yeryüzü, başkalarının isteklerine uyan garip, zavallı insanlarla doldu. Bazen çekingen, bazen gaddar ama hemen hepsi karaktersiz. Ne yaptığını bilmeyen, insan gibi "istemiyorum, yapmayacağım" demeye cesaretleri olmayan kişiler bunlar. Hapishane insanın içinde, hayat ise hapishaneden farksız.
Odanın ortasında durdu. Göğsü öfke ve sıkıntıdan daralıyor gibiydi.
Sayfa 52 - Sentez Dünya Klasikleri Mişa·Kitabı okudu
--Senden kaçtı, çünkü seni ne kadar çok sevdiğinin farkına vardı.
Senin yanında olmaya gücü yetmedi..
"Okuduğum Dostoyevski / Budala kitabından bir kesit"