"Rüyetini kaybetmiş bir göz, kurumuş bir parmak, söndürülmüş bir hasta ciğer, nasıl, yaşayan ve duyan uzuvların konseri içinde bir meyt gibi atıl ve hissiz yaşarsa, söndürülmüş his ve emel de öylece kalbin bir köşesinde kuruyup kalır."
Bir kadın trenin penceresinden dışarı bakabilir,bu sırada gözüne bir kömür parçası kaçar ,o ehemmiyet vermeden bunu ovuşturur ve bu minimini hadise dünyanın en güzel gözlerinden birini kör edebilir. Yahut bir kiremit hafif bir rüzgarla yerinden oynayarak, devrin gıpta ettiği bir kafayı parçalayabilirdi . Göz mü mühim kömür parçası mı, kiremit mi mühim kafamı diye düşünmek nasıl aklımıza gelmiyorsa ve bütün bunları nasıl mutaala yürütmeden kabule mecbursak , hayatın daha bir çok cilvelerinede aynı tevekkülle katlanmaya mecburduk.