Ey Oğul, İmam Gazâlî’nin bir talebesine verdiği cevap gibi görünse de, aslında çağlar boyunca insana yöneltilmiş, rehberlik edecek nasihatlerden oluşmuştur. Gazâlî bu eserinde öğretmekten ziyade; uyarıyor, durduruyor, düşündürüyor.
Ögrencisi Gazâlî'ye soruyor: Faydasiz ilimden öğrenmekten sakınmak için ne yapmalıyım?
Gazâlî’ye göre ise bilgi, tek başına insanı hakikate ulaştırmaz. Bilginin ahlâkla, niyetle ve eylemle birleşmediği yerde, yükten başka bir şey değildir. Ve edinilen bilginin de dengeli olması gerektiğinden bahseder. Ahiret yurduna yetecek kadar ahiret için, dünya yurduna yetecek kadar da dünya için ilim öğren der. Ve uyarır; çok bilip az yaşamaktansa, bildiğin kadarı ile amel etmeye başla.
Kitap boyunca verilen öğütler sertti ama kırıcı değildi; açıktı ama yüzeysel değildi. Gazâlî, diğer eserlerinde de oldugu gibi, bu eserinde de insanın en büyük düşmanını dışarıda değil, kendi içinde aramış. Nefis, gösteriş arzusu, ilmin kibire dönüşmesi ve düşebileceğimiz diğer tüm yanılgılar… Hepsi büyük bir sadelikle ama sarsıcı bir açıklıkla ele alınmış.
Eserde en dikkat çekici bulduğum yönlerden biri, niyet vurgusu oldu. Yapılan her eylemin değerini niyetlerin belirleyeceğini okura hatırlatıyor ve bir süre sonra okuyucu, metni okurken sıklıkla kendine dönmeye başlıyor.
Ey Oğul’un dili oldukça sadeydi ama mesajı bir o kadar ağırdı. Bu kısa metnin okunduktan sonra zihinde bıraktığı sorular, metnin kendisinden daha uzun ömürlü olacağa benziyor. Gazâlî, diğer eserlerinde de olduğu gibi, okuru rahatlatmayıp; uyandırmayı amaçlamış bu eserinde de.
Bu kitap, doğru zamanda okunduğunda okuyan kişinin iç muhasebe yapmasını sağlayacaktır diye düşünüyorum. İnanç, ahlâk ve bilgi üzerine düşünen herkes için, hâlâ güncel ve hâlâ sarsıcı bir eser.