NrkdrK

Nefsle Kurulan Sessiz Mücadele
Puan vermedi·128 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2026 23:42
İmam Gazâlî, 'İki Şehveti Bastırmak' adlı eserinde nefsin tabiatını anlamaya çalışan sakin ama derin bir anlatım kurmuş. Buradaki iki şehvet; "yeme-içme arzusu" ve "c*nsel arzu"dur. Gazâlî’ye göre bu iki alan, insanı hem hayata bağlayan hem de ölçüsüz bırakıldığında ruhu ağırlaştıran temel dürtülerdir. Eserin merkezinde “bastırmak” kelimesi olsa da, Gazâlî’nin asıl vurgusu yok saymak ya da inkâr etmek değil. Şehvetin varlığını kabul ediyor; fakat onu aklın ve kalbin rehberliğine teslim etmeyi öğütlüyor. Çünkü ona göre insan, arzularını yönetemediğinde onların hizmetkârı hâline gelir. Kitap boyunca en dikkat çeken nokta denge fikriydi. Gazâlî aşırılığın her türlüsünü tehlikeli buluyor. Çok yemek nasıl bedeni hantallaştırıyorsa, ölçüsüz arzunun da ruhu bulanıklaştıracağını savunuyor. Bu nedenle şehvet, düşman değil; terbiye edilmesi gereken bir güç olarak ele alınmış. Gazâlî'nin bakışına göre nefsin eğitimi, insanın kendisiyle kurduğu en zor ama en gerekli ilişki. Şahsi fikrim bu eserin günümüzde de karşılığını rahatlıkla bulduğu yönünde. Tüketimin, hızın ve doyumsuzluğun normalleştiği bu çağda, eser okura gerçek gücün arzuyu yok etmekte olmadığını; ona hükmedebilmekte gizli olduğunu gösteriyor. Yine de en başlarda Gazâlî tamamen aç kalmamızı ve nefsimize zulmetmemizi öğütlüyormuş gibi düşünebilirsiniz:) Aldanmayın, kitabın sonuna dogru denge mantığı daha net bir şekilde kendini gösteriyor. Kitapla, sevgiyle ve sağlıkla kalın
İki Şehveti Dizginlemek - Mide ve Cinsellikİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 2022942 okunma
Reklam
Ey Oğul - Bir Nasihatten Daha Fazlası
8/10
·88 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Ey Oğul, İmam Gazâlî’nin bir talebesine verdiği cevap gibi görünse de, aslında çağlar boyunca insana yöneltilmiş, rehberlik edecek nasihatlerden oluşmuştur. Gazâlî bu eserinde öğretmekten ziyade; uyarıyor, durduruyor, düşündürüyor. Ögrencisi Gazâlî'ye soruyor: Faydasiz ilimden öğrenmekten sakınmak için ne yapmalıyım? Gazâlî’ye göre ise bilgi, tek başına insanı hakikate ulaştırmaz. Bilginin ahlâkla, niyetle ve eylemle birleşmediği yerde, yükten başka bir şey değildir. Ve edinilen bilginin de dengeli olması gerektiğinden bahseder. Ahiret yurduna yetecek kadar ahiret için, dünya yurduna yetecek kadar da dünya için ilim öğren der. Ve uyarır; çok bilip az yaşamaktansa, bildiğin kadarı ile amel etmeye başla. Kitap boyunca verilen öğütler sertti ama kırıcı değildi; açıktı ama yüzeysel değildi. Gazâlî, diğer eserlerinde de oldugu gibi, bu eserinde de insanın en büyük düşmanını dışarıda değil, kendi içinde aramış. Nefis, gösteriş arzusu, ilmin kibire dönüşmesi ve düşebileceğimiz diğer tüm yanılgılar… Hepsi büyük bir sadelikle ama sarsıcı bir açıklıkla ele alınmış. Eserde en dikkat çekici bulduğum yönlerden biri, niyet vurgusu oldu. Yapılan her eylemin değerini niyetlerin belirleyeceğini okura hatırlatıyor ve bir süre sonra okuyucu, metni okurken sıklıkla kendine dönmeye başlıyor. Ey Oğul’un dili oldukça sadeydi ama mesajı bir o kadar ağırdı. Bu kısa metnin okunduktan sonra zihinde bıraktığı sorular, metnin kendisinden daha uzun ömürlü olacağa benziyor. Gazâlî, diğer eserlerinde de olduğu gibi, okuru rahatlatmayıp; uyandırmayı amaçlamış bu eserinde de. Bu kitap, doğru zamanda okunduğunda okuyan kişinin iç muhasebe yapmasını sağlayacaktır diye düşünüyorum. İnanç, ahlâk ve bilgi üzerine düşünen herkes için, hâlâ güncel ve hâlâ sarsıcı bir eser.
Ey Oğulİmam Gazali · Bedir Yayınları · 19936,5bin okunma
8/10
·194 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
106 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2026 19:30
Bazı kitaplar insanı yormadan, okuyucusunun hayatına eşlik eder ya, işte "Dert Yorumcusu" da o kitaplardan biri oldu benim icin. Pulitzer Ödüllü bir öykü kitabı olmasına ragmen ne bekleyeceğimi tam bilmeden okumaya başladım ve her öyküde yazar bana karakterlerin aslinda bizlere, bizlerin hayatina yabancı olmadığını hissettirdi. Karakterler; sokakta yanından geçtiğimiz, aynı otobüste oturduğumuz, belki de her gün gördüğümüz insanlar. Anlatım sade, derin ve oldukça çarpıcı. Bu kitapta dolaşan temel duygular esasen hepimize cok tanıdık olan duygular. İki dünya, iki kimlik arasında kalmışlık. Hiçbir yere ait olamamanın yarattığı yalnızlık, insanin icine isleyen o sızı. Köklerinden kopup yeni bir kültüre, yeni bir ülkeye tutunmaya çalışanların görünmeyen çabası. Bu çabanın getirdiği yorgunluk ve belki tükenmişlik. Aile içindeki mesafeler, kimlik bunalımı, ötekileştirilen hayatlar… Özetle, öyküler de irdelenen temalar aidiyet, değer, özlem ve dışlanmışlık gibi hepimiz için vurucu oldugunu düşündüğüm konular. Yazarımız Hint asıllı ve öykülerinde işlediği temaları kendi köklerinden beslenerek ele almış. Öyküleri okurken, aidiyetin her zaman bir yere ait olmakla ilgili olmadığını; bazen yalnızca insanın içinde taşıdığı bir his olduğunu düşündüm. Bu açıdan da kitabi fazlasıyla başarılı buldum. Karakterleri ve hislerini oyle guzel betimliyor ki yazar, okuyucu istemeden karakterlerle beraber hissetmeye başlayıp, sorguluyor. Kitabin güzelliği benim icin en cok bu kısmındaydi:) Tabiri caizse kitabi okurken kendinizi bir anda karakterlerin kalbinin ortasında buluyorsunuz. Bir bakıyorsunuz, onların derdi sizin de derdiniz olmuş. Pulitzer Ödülü’nü neden sonuna kadar hak ettiğini, her öyküyle yeniden anlıyorsunuz. Okuyan bir cok kişininde kalbine en az benimki kadar dokunacağına
Dert YorumcusuJhumpa Lahiri · Everest Yayınları · 200057 okunma
7/10
·220 syf.··
2025 224. kitabı
Sonbahar, okuma yapmak için en sevdiğim mevsim. Ekim'in bana getirdiği konuklardan biri de Agnes Grey oldu. Bu kitap ve yazarı hakkında ne yazsam bilemedim aslında… Çünkü Brontë kardeşler —özellikle de Emily Brontë— kalbimin çok özel bir yerinde. O yüzden kitabı okurken, ister istemez Uğultulu Tepeler ve ondan biraz daha az sevdiğim Jane Eyre ile karşılaştırmadan edemedim :)) Tıpkı Jane Eyre’de olduğu gibi, bu hikâyede de mürebbiye bir genç kızın yaşamını okuyoruz. Ailenin küçük kızı olan Agnes, el bebek gül bebek büyümüş; babası ise papaz olan bir karakter. Ancak babasının tüm birikimini kaybetmesiyle yoksulluğa düşüyorlar. Bunun üzerine Agnes, ailesine destek olmak için mürebbiyelik yapmaya başlıyor. Babası papaz olan bir karakterin, mürebbiyelik yapması gibi detaylar bana romanın yarı otobiyografik bir eser olduğu hissini verdi. Agnes Grey, dönemin soylu sınıfını, çocukların şımarıklığını ve acımasızlığını romantize etmeden, son derece gerçekçi bir şekilde ele alıyor. Mürebbiyelerin yaşadığı zorluklar, küçük çocukların had bilmezliği, kibirli ebeveynlerin bu davranışları nasıl beslediği gibi her dönemde var olan ve o dönemde de sıklıkla rastlanan bu tarz davranışlar; gereksiz uzatmalardan uzak, sade ama çarpıcı bir dille anlatılmış. Bazı okurlar için temposu yavaş gelebilir ama bana göre bu duruluk, hikâyenin en etkileyici yanıydı. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Agnes’in hayat yolculuğu, masum aşkı ve küçük umutları yer alıyor. Benim en çok sevdiğim yönü ise olayları abartmadan, sade ve gerçekçi biçimde anlatması oldu. Boş zamanlarda fazla beklentiye girmeden, keyifle okunabilecek, sade bir eser diyebilirim. Ve tabii, yazarın henüz 29 yaşındayken hayata veda etmiş olması kalbimi kırdı. Yeteneğini keşfedip dünyayla paylaşabilen insanların daha uzun
Agnes GreyAnne Brontë · Yedi Yayınları · 2021131 okunma
Puan vermedi·1062 syf.··
2025 28. kitabı
Öncelikle kitap çok uzun ve birden fazla konuya, karaktere ve hikayeye değiniyor. Bu nedenle incelememi; nispeten kısa olacak ve dar bir alan üzerine yoğunlaşacak şekilde yazmak istiyorum. Öncelikle kitapta en sevdiğim şey, anlatılan konu, olay, karakter vs her ne olursa olsun zıttı ile beraber yer alıyor olmasıydı. Tartışılan fikirler de muhakkak iki farklı bakış açısını da savunan kişiler ve tezler görmek mümkündü. Bu açıdan kitabın okunmasının daha keyifli hale geldiğini ve okuyucunun hikayenin içinde sıkılmadan daha uzun süre kaldığını düşünüyorum. Bunun dışında kitapta temel olarak mutlu bir evlilik ile beraber mutsuz bir evliliğin karşılaştırılması yapılmış. Bir tarafta o dönemin bakış açısına göre olması gereken mutlu bir ailenin insana kazandıracağı güzelliklerle beraber vereceği zevkler işlenirken, diğer tarafta mutsuz bir evliliğin yol açacağı sorunlar ve bunun hem kişiye hemde kişinin çevresine getireceği acılar işleniyordu. Kitapta, Anna karakterinin genç yaşında halasının etkisinde kalarak ve mantığına dayanarak kendinden yaşça çok büyük (20 yaş) bir adam ile evlenmesi ancak evliliğin ilerleyen yıllarında kocasına aşık olmadığını fark etmesi ve bunun artık mümkün olamayacağı düşüncesi ile beraber bütün sevgisini oğlu Alyoşa'ya vermişken, bir gün abisini görmeye gittiği Petersburg'ta katıldığı bir baloda tanıştığı genç subay Wronsky'ye aşık olması sonucu gelişen olaylar anlatılıyor. Kitapta aldatan bir erkeğe ve aldatan bir kadına karşı toplumun ne denli farklı tutumlar sergilediğini Tolstoy büyük bir başarı ile işlemiş. Aldatan kadın toplumdan tamamen dışlanıp sokakta yürüyemez hale gelirken, erkek hiçbir yaptırıma uğramadan işine ve sosyete gezmelerine devam edebiliyor. Ve hatta, erkeklerin bu durumuna karşı sosyete "erkeklere özgü bir özgürlük" olarak
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,5bin okunma
Reklam