"insanoğlunun içi geniş, aydınlıktır, deniz gibi, gök gibi, kokulu taze bir çiçek gibidir.insanoğlunun içi sevinçten umuttan pır pır eder de uçar, niye böyle içlerini kararttılar, niye niye içlerindeki ışıkları söndürüp sevinç, sevgi damarlarını kuruttular, niçin, niye böyle mahzun üzüntülü yalnız oldular?
niçin bu kadar öldürmeyi, yok etmeyi, parçalamayı seviyor insanlar? insan yumuşak başlı ,iyilik dolu bir yaratıktır, ağız dolusu gülen,yürek dolusu ağlayan, iliklerine kadar duygulanan, seven bir yaratıktır insanoğlu... bu öldürme, yok etme, öfke,öç, sevgisizlik neden?niçin koparıyorlar çiçekleri, birisi tokta yüz bini niçin aç o tok da bu kadar gözün altında, öfkenin içinde iflah olmuyor mu?
tok olan niye bu kadar ahmak?"
On yıl önce insanlar hâlâ Küreselleşmenin insanları yoksulluktan kurtarabileceğine inanıyordu. Bu, uluslararası ticaretin otomatik kenar çubuklarından birisiydi. Son on yılı aşkın bir süredir, bu inancı en derinden taşıyan insanlar bile yoksulluk, yabancılaşma, işlevsiz ulus-devletler ve tehlikeli liderliklerle bağlantılı geniş çaplı savaşların geri döndüğünü fark etmek zorunda kaldı.
Düzensiz savaşların, yaşamımızın temel bir unsuru olarak ortaya çıkması, açıkça Küreselleşme fikrinin işe yaramamış olduğunu ortaya koyuyor. Küreselleşmenin zeki inananları, bunu takip eden yıllardaki kıvranışları devamında dünyanın, şimdi milyarlarca yoksul insan barındıran, negatif sınırlarla dolu kapalı bir şeye geri dönüşüyle birlikte gelecek sorunlara odaklanmaya başladı. İnsanlar, birkaç yıl içerisinde, tüm bu olup bitene dönüp baktıklarında, hayal gücü ve sofistike düşünme eksikliğimize dair hoş olmayan, tarihsel yorumlar yapabilecek. Üçüncü Dünya borcu gibi basit sorunların çözümünün, ancak savaşın normalleşmesiyle mümkün olduğunu işaret edebilecek.
"Birçok kimse demokrasinin, politikacılara, siyasi partilere ve benzerlerine bırakılamayacak kadar önemli olduğunu öne sürer. Demokrasi aslında halkın hüküm sürmesidir, hüküm sürsünler diye insanları seçmek değildir."
"yakında herkesin hastalanacağını,hastane yataklarının yetmeyeceğini,doktorların hastaya ,mezarcıların cenazeye yetişmeyeceğini bir eczacı olarak siz de pekâlâ düşünebilirsiniz"