Neslihan

Biz, bir sarkaç olmalıyız, kendi yalnızlığımızla başkalarının yalnızlığı arasında durmadan gidip gelen bir sarkaç. Budur, yazdıklarımızın çoğala çoğala bir ince sevgi ve saygıyla dönüp gelmesini sağlayacak olan
Reklam
Bellek bizim hem ödülümüz hem cezamızdır. Bizim kendimizle ve dünyayla kurduğumuz ilişkiye göre, yaşadığımız gerçeğin bize verdiği acıya ya da sevince göre, geçip geldiğimiz geçmiş aklımızda, kalbimizde, gövdemizde istediği gibi at koşturacaktır. Bu, bir gün kötü bir hatırayı güzelleştirecektir, bir gün yaşadığımız sevinci karartacaktır.Belleğin diyalektiği nasıl işler, karanlık bölge ne zaman, nasıl ışıyıverir bilemeyiz. Sanırım bizi daha çok başlangıca götürür. Bu dönüş bize anlamayı öğretir, sevgiyi öğretir, bağışlamayı öğretir. Sona nasıl olsa gideceğiz de belki bu gidişi biraz daha kabul edilir kılar.
Erkekler zamanın dışında bir zamandan bakarlar evlerin içine. Kadınlar hayalden ve yorgunluktan yapılmış birer yeryüzü beşiğidir. Geceyi ayrı gündüzü ayrı avuturlar kirpiklerinde.
Bizim burada güneş batmadan akşam olur biliyor musun? Bir yaprağın gölgesi bir sokağa düşer düşmez bin yıllık bir yalnızlık, sızdığı oyuklardan çıkıp evlerin üstüne sessizce serilir. Tanrı, sabah üflediği soluğunu tam da bu saatlerde geri çeker. Adını koymaya korktuğumuz boğucu bir huzur, ağzımızdaki bütün sevgi sözlerinin üstünü çaresizlikle örter. İnsanın kendinden başka kimseye gücünün yetmediği bir tuhaf incinme saatleridir.
Bu, benim İnsanlarda son sevgi arayışımdı. Bir yandan insanlardan son derece korkarken, bir yandan da, insanları bir türlü aklımdan çıkaramadım. Öylece, şaklabanlık sayesinde ince bir çizgiyle insanlarla bağımı koruyabildim. Dışarıya karşı, durmaksızın gülümseyen yüzümü gösterirken, iç dünyam ölüydü.