Hakan Günday, herkesten uzaklaşarak Meksika’ya yazmak için gelmiş bir Türk. Romanın çok küçük bir bölümünde yer almasına rağmen ismini görünce heyecanlandım. Hikayeyi daha da gerçekçi buldum bir anda. Hakan Günday’ın diğer eserleri gibi bunda da etkileyici ve anlaşılır dili, olayların akıcılığı kusursuz devam etti.
Kinyas ve Kayra!..
İnsanların yüzlerinde dürüstlük arayıpta bulamayan iki kahraman. Peki insan kendinde olmayan bir şeyi başkasında görebilir mi? Neden dürüstlüğü kendinde aramakla başlamadın diye kızdığım oldu Kayra’ya. Neden kendine bu haksızlığı yaptın? Bilinmez. Zaten Kayra’da bilinmek istemedi başkaları tarafından. Yokuş aşağı inmek bir yerden sonra zevk ve heyecan vermeye başlamış ve yere çakılmak için adeta çabalamıştı. Zihin ölümünü gerçekleştirmeye bu kadar ant içmiş birini hayata geri döndürmek çok zor olurdu zaten.
Kayra: “Ben kötü bir insanım. Üstelik farkındayım ve bu beni daha da kötü yapar!” (S.403).
Peki ya Kinyas?
Her insanın içinde bir nebze kötülük vardır ama önemli olan buna boyun eğmemektir. Malesef Kinyas hayat için çabalamak yerine kendi içindeki acımasızlığa ve kötülüğe boyun eğmişti. İlk olarak kendini aklının hasta olduğuna inandırmış ve daha sonra bütün dünyaya bunu haykırmaya ant içmiş. Yani aslında kendine yalan söylemekle başlamış hayata. Önce ölüme kavuşmak için gün sayan, zaman ilerledikçe ölümü ertelemek için çabalayan Kinyas… Yoruldu mu, doydu mu ya da tükendi mi demeliyiz ölümün karşısında? Yine bilinmez..
Kinyasın da dediği gibi; “Hiçbir şey hayatın sonu değildir. Hayatın sonu bile hayatın sonu değildir! Çünkü sen ölürsün başkaları yaşar.”
Bana kalırsa yeraltı edebiyatının etkileyici ve zevkli eserlerinden biri olmuş Kinyas ve Kayra.
Keyifli okumalar dilerim…