Yazgının yaşamlarımızı yönettiğini söyleyen insanlara hiç tahammül edemem. Sızlanırlar, ellerini ovuştururlar, şefkat beklerler. Bence yaşamlarımızı biz kendimiz yaratıyoruz , en azından ben kendi yaşamımı yarattım, ne kadar değerli bir yaşamdır bilemem, bütün sorumluluğu da yalnızca kendi üzerime alıyorum.
Ben, neşelendiren bardakların uzattığı geceleri severim. Sen ise su içip asık suratınla masadan kaçarsın. Sen karanlığı seversin. Ben ise şahitlik için bir kandil ile eğlenmeyi tercih ederim...
Artık zamanın benim için önemli olduğunu hissediyorum. Daha hızlı ya da yavaş geçsin diye değil, yalnızca zaman olsun diye; içinde yaşadığım, fiziksel olaylar ve etkinliklerle bölebildiğim bir şey olarak benim için belirginleşsin ve farkına varmadan geçip gitmesin diye.
O akşamüzerleri, yalnızlıkla geçiştirilmiş uzun yaz günlerinin, bir şeyler yaşanmak istenen gene de olağanüstü bir şeyin yaşanmayacağı önceden bilinen, akşamüzerleriydi.