Olağanüstü bir adamdır. bütün doktorlar gibi şüpheci ve maddecidir ama şairdir de, gerçekten söylüyorum, şairdir. Eylemlerinde şairdir, konuşurken sık sık şair olur ama hayatı boyunca iki mısra düzmemiştir. İnsan yüreğinin bam tellerini, bir cesedin damarlarını inceler gibi incelememiştir ama bu bilgiden yararlanmayı asla bilmemiştir.
Keşke neler hissettiğimi o da bilseydi, diye içinden geçirdi fakat son derece soyut ve anlaşılmaz olan bu hisleri sahip olduğu dilin kaba örgüsüyle aktarmaya çalışmanın bir fileyle koku taşımakla aynı şey olduğuna karar verdi. O yüzden hiçbir şey söylemedi.
Söyle nerede doğar sevda
Gönülde mi, akılda mı?
Neyle beslenir o böyle ?
Doğduğu yer gözlerdir,
Güzel bi bakışla beslenir;
Ölümünü ise kendi beşiğinde gelir.
Onun kişiliğiyle ilgili bulmacaya bir cevap araması gerektiğini biliyordu, çünkü bu görmezden gelemeyeceği bir aydınlanma olacaktı; ama onu düşünmedi. Dehşet içinde hissetmesi, o cevabın çoktan önemini kaybetmiş olduğunu bilmesindendi.
Bezginlik seli yine geliyordu. Dalgalar halinde gelişini duymaktaydı. Bu sel, içinden gelmiyor, dışarıdan geliyor, salonun içine yayılıp duruyordu. Bir an için kendini yapayalnız, gri bir çölün ortasında, yardıma muhtaç hissetti. Yardım edecek hiç kimse yoktu.