Nursel İSLAM

Nursel İSLAM
@Nurcell
Homo-sapiens megalomanisi gülünçtür..
Mühendis
Yüksek Lisans
İstanbul
6 Mart 1992
53 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Ağlayabilir miyim gönlüm müsaadenle, Şöyle katıla katıla şimşekli bir gökyüzü gibi? Günaha batan tüm kirliliğim ile ağlayabilir miyim? Öylesine ama ölesiye, bu can çıkana kadar bedenden! Nefsimin nefesi kesilesiye… Pembe güller mor menekşelere düşesiye… Sol yanımın ateşi yükselesiye kadar! Kendi omzumda kimseciklere yük olmadan, Ağlayabilir miyim?
Aşk
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Herkes konuşuyor ama pek az insan dinliyor.
Sayfa 212 - Kapı Yayınları·Kitabı okudu
İnsan ve Duygular
İnsanın sessizce yaşayacağı bir histir keder, içe doğru derinleşme sağlayan, insanı manevi yönden olgunlaştıran, dünyanın kırılganlığını ve geçiciliğini duyuran bir his. Kederin artık ilerlemiş bir boyutu olarak değerlendirebileceğimiz depresyon, bir sosyoloğun betimlemesiyle, "kendi olma yorgunluğu"dur. İnsan bazen kendisi olmaktan yorulup ümitsizliğe düşebilir. Ama bu sürecin sonunda kendisini zenginleştirebilecek bir tecrübe edinir, hayata dair bir bilgi devşirir buradan.
Sayfa 203 - Kapı Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji
Aşk artık insanlardan fedakârlık, bağlanma veya sadakat gibi duygular talep etmiyor. Aşk artık benimle ilgili. Kendimi bulmam, kendimi gerçekleştirmem, özerklik kazanmam ve kişisel olarak gelişmem için bana lazım olan bir şey. Benliğe bu denli çok eğilmek, onu bunca ölçüsüz kutsamak samimi ilişkilerin altını oyuyor. Yakın ilişkiler endişe yüklü. Her ilişki, bir duygusal ıstırap riskini içinde taşıyor. "Dikkat et! İncinebilirsin!" diyor kişi kendisine; her ilişki, muhtemel bir infilak.
Sayfa 187 - Kapı Yayınları·Kitabı okudu
Aşk
Duygu kepenklerini indirmiş olan erkek, incinebilirliğinden ve ihtiyaçlarından derin bir biçimde utanç duyan kişidir. Gerçek bir ilişki kuramayan, insanlardan uzak, ruhuna dokunamadığımız, kalplerini hissedemediğimiz adamlar. Adeta yaşadıklarından utanır gibidirler, bu yüzden dışarıdan bakıldığında ceset gibi görünürler. Bu tür erkekler, evlilikte eşlerini çok yıpratırlar. İşe gider, dost canlısı görünür, sorumluluklarını harfiyen yerine getirirler. Ancak eşleri, duygusal temas yokluğundan, daha derin, kalbi ve ruhu olan bir şeylerin açlığından yakınmaya başlar. Ve ilişki, erkeğin şaşkın bakışları altında (Ona kalırsa her şey ne kadar da normaldir!) yıkılıp bozulabilir. O, gerçek bir erkek olmanın kadınlardan tamamen azade olmayı gerektirdiğini düşünür, oysa gerçek bunun tam tersidir; erkek olmak, dişiyi kabullenmek, onunla rahat olabilmek ve ona duyduğu ihtiyacı kabullenebilmek demektir. Dünyayı aklın penceresinden gören bu adamlar, kendi kendilerinden gizlenir ve içlerindeki o berbat boşluğu fark etmezler. Duygusal yakınlığa duydukları ihtiyacı nereye kadar inkâr edeceklerdir? Bir gün duygusal, bedensel ve manevi açıdan nasıl da fakir kaldıklarını görür ve büyük bir buhran yaşayabilirler. İşte bu, “erkeğin krizi"dir.
Sayfa 172 - Kapı Yayınları·Kitabı okudu
Psikoloji