Bin muhteşem güneş yorumu 9/10
iki farklı kadın, iki benzer kader. Aslında kadın olmanın getirdiği benzer kader demek daha doğru olacak. İstenmeyen bir kadın olmak, birden fazla kadınla evlilik, gayri meşru çocuk, çocuk doğuramadığı için aşağılanan bir kadın, sadece erkek olduğu için cinsiyetinin kendine ayrıcalık tanıdığını düşünen adamlar ve bunu normal gören bir toplum…
Bir cümlede ne kadar çok istenmeyen olgu sıraladım değil mi? İşte Bin Muhteşem Güneş tam olarak bunların karması. Hatta fazlası var, eksiği yok. Okuduğunuz zaman bana hak vereceksiniz.
Kadınlara hiçbir hak verilmiyor bu topraklarda. Sevdikleri insanı seçip evlenebilmek onlar için çok uzak bir hayal. Onlar yerine karar veren aile büyükleri erkekler var. Dedeleri, babaları yaşındaki erkeklere kim bilir kaçıncı eş (lafın gelişi olarak eş kelimesini kullanıyorum yoksa bunu tanımlayacak bir kelime yok) olarak bir eşya gibi veriliyorlar.
Bu tarz toplumlarda erkeklere başından beri kadına karşı saygısız, kaba ve kötü davranması mı öğretiliyor diye hep merak etmişimdir. Yoksa bir çocuk nasıl böyle bir hal alabilir? Her zaman dediğim gibi; erkek çocuklarına cinsiyetin ayrıma sebep bir durum olmadığı anlatılmaya başlandığı gün dünya daha yaşanılası bir yer haline gelecektir. Çünkü kadına gerekli değeri vermeyen toplumlarda medeniyetin en önemli ayağı her zaman eksiktir.
Savaşın onarılamaz etkilerini de çok güzel kaleme almış Khaled Hosseını. Dağılan aileler, yarım kalmış hayatlar, ödenen büyük bedeller… Bu topraklarda kadın olmak zor da, savaşta kadın olmak çok daha zor anlaşılan.
Kitabın içinizi ısıtacak bir tarafı (belki de tek tarafı) iki kadının verdiği hayat mücadelesindeki birbirlerine karşı olan fedakarlıkları. Özellikle de Meryem’in. Kızı gibi gördüğü Leyla’yı koruyup kollaması, anne olmak için