“Bastonu elinde , çicek bahçesinde dolaşan bir Tanrı adamının ,dostlarını balinaların karnına yerleştirmesini , bir çığlık koparıp ölmesini , üç gün sonrada dirilmesini kabul edemem: Baştan başa saçma, üstelikte fizik kanunlarına aykırı şeyler bunlar; Buda bize papazların yüzler kızartıcı bir bilgisizlik içinde çürüdüklerini gösterir. İşin kötüsü , kendileriyle birlikte halkı da batırmak istiyorlar bu bilgisizliğe.”
Aynı zamanda mezar kazıcı ve kilise hademesi de olan (bölgenin cenazelerinden çifte kazanç sağlar böylece) bekçi, alanın boşluğundan yararlanarak patates ekmiştir buraya. Bununla birlikte , küçük tarlası yıldan yıla daralır , bir salgın çıktı mı ölümlere sevinmesi mi, yoksa mezar yerlerine yanması mı gerektiğini bilemez.
En sonunda bir gün papaz efendi:
“Ölülerle besleniyorsunuz, Lestiboudois,” demişti kendisine.
Bu ağır söz onu düşündürmüş, bir süre ara vermişti; ama bugünde sürdürüyor patates ekmeyi ; hatta, büyük bir soğukkanlılıkla, kendi kendilerini yetiştiklerini savunuyor.
Müziği bıraktı. Ne diye çalacaktı? Kim dinleyecekti ki? Mademki hiçbir zaman kısa kollu , kadife bir giysi giyip bir Erard piyanosu üzerinde , bir konserde, fildişi tuşlara hafif parmaklarıyla dokunamayacak, mademki çevresinde meltem gibi bir coşkunluk mırıltısı duyamayacaktı, çalışıpta kendisini yorması yersizdi. Resim kartonlarını, nakışlarını dolaba attı. Neye yarar ? Neye yarar? Dikiş onu sinirlendiriyordu.
“Her şeyi okudum,”diyordu kendi kendine.