Her şeyi biribirine karıştırmışızdır ya — asıl, yaşamsal olarak kendimize katmak isteyebileceğimiz etkilerle, geçirmemiz (ve aşmamız — 'kazanmamız') gereken gündelik yaşamda, pek önem vermeden — nazikçe, ya da aldırmasızca, belki ezerek — gelmesine, ama geçip de gitmesine izin vermemiz gereken ötekilerden gelen etkileri, hep, biribirine karıştırmışızdır ya: İşte bunun da acısını, bunun da sorumluluğunu, kendi yaşamımızda katarız — katmak zorunda kalırız..
En yoğun özlemlerimizin ortasına bir katı bıkkınlık gelir yerleşir, apansız: Öyle olur ki, en son ucuna gitmeye can attığımız bir ilişkinin içinden çıkıp çekip gitme arzusu çöker üzerimize.
Koy başını omzuma yine.
Aldırma söylenmeden kalsın
Düşünmedikler, bilinmedikler — bırak
Unutulsun geridekiler, özlenensin ileridekiler— bırak
Yansısın camda donuk ışık, usulca ışıldarken
Sabah, aydınlanırken uçup giden yeşillik.
Gel — uyuyalım güneş görününce,
Aşınca tepeyi göz kamaştırıcı ışık.
Uyanacağız nasılsa, dikelmeden ışınlar,
Dümdüz, aklaştırıcı olacak yeniden bakışımız.
Ama şimdi —sanki sevdalı gibiyiz şimdi,
Sanki karanlıkta sezinledik aydınlığın başladığı yeri —
Şimdi kurduk sanki geceyi gündüzle,
Şimdi kuruttuk sanki gündüzü geceyle — Aydınlığın karanlığında görür gözlerimiz.
Gündüz yarasalarıyız biz.
Sağlamdır düşünce temellerimiz,
Ama altlarında kist vardır, sonra kum —
Dururuz gerçi, sapasağlam, kalın
Taştan duvarlarımızla, dimdik
Ayakta; ama biraz su, bir sızıntı
Kaydırır temellerimizi hemen.
Duyarız yerçekimini hemen,
Titreriz. Sımsıkı, gergin
Bağlar vardır
Düşüncelerimizi ayakta tutan, ama,
Ya temelsizse temeli
Bütün bu bağları
Bağlayan
Bağın?
Bağlantısız ca bağlarız bağlarımızı
Gündüz yarasalarıyız biz.