Aman tanrım, aman tanrım ve de aman tanrım. Ciddili, hayatımda şu kadar elimde sürünen kitap hatırlamıyorum. Bunun yanında şu kitabı her şeye rağmen, irademin son damlalarına kadar kullanarak bitirdiğim için de kendimi tebrik ediyorum. Teşekkür ederim.
Ben hayatımda içinde bu kadar aforizma kasılmış bir kitap daha okumadım. Kitap 600 sayfa ve (mübalağasız) bunun 300 sayfası betimleme. Hayır bir de betimlediği de bir etkime yaratsa. Yaratmıyor etkimee. Sanırsın edebiyat harikası bir eser konulacak ortaya da her bölüm başında bölümün yarısını kaplayan; başrol kızımızın bol betimlemelerini ve daha da bol kastığı aforizmalarını okuyoruz. Hayır ablacım. 19 yaşındasın. Daha kendin ergenlikten çıkmamışsın. Biz neden kitabın yarısı boyunca senin, ergenliğinin getirdiği duygusal yoğunluğunu felsefeye dökmeye çalışmanı okuyoruz mesela? Bir de bir yerlerime dokunsa bu duygu yoğunluğu… Hayır, duygusal çözümleme dediğin 3 sayfa yapılır, 5 sayfa yapılır. Kitabın yarısını bununla işgal edecek kadar kendine güveniyorsa yazar, gerçekten karakterin ciddili bir yoğunluğunun olması gerekir. Ama sorun şu ki karakter 19 yaşında bir ergen. Evet, kabul, ben de bir ergenim; lakin gidip de kendi duygusal çalkantılarımın orada burada aforizmasını kasmıyorum arkadaş. Ben kendi çalkantılarımdan bıkmışım, sıkılmışım. Sen gelmişsin 300 sayfa bana kendininkileri okutuyorsun. Yazarın kitabı erken yaşlarda yazmasına bağlıyorum bu durumu. İlk yayınlanma yıllarına bakılırsa yazar kitabı 20 yaşlarında falan yazıyor çünkü.
Peki yazılan betimlemeler bunlarla bitti mi sanılıyor? Asla, katiyen; bitmedi, bitemez, kimsenin de bitirebileceğini sanmıyorum. Her iki sayfadan birinde başrol kızımızın, biricik(!) başrol oğlanımızın gözlerini “kurumuş yaprak rengi gözleri” diye betimlemesi… Ne oldu yani, hani