Hayat duyguları kontrol etme ve beğenmediklerini görmezden gelme yeri değil, hayat ne hissediyorsan onu tanıma, tanımlama ve doğru yere yöneltme yeri. Yani aslında hayat, istediğin duygunun önce gözünün içine bakıp sonra elinden tutup “Sen işe yarayacaksın.” deme yeri. Öfkene “Beni burada güçlendireceksin.” deme yeri, utancına “Bunu bir daha yapmama izin verme.” deme yeri, hüznüne teslim olduğunu itiraf etme yeri. Hayat, 140 kat açılmış baklavalarını katman katman soyma, hissettiklerini gerçekten anlama ve onlara ortaya çıkıp kendilerini ifade etmeleri için izin verme yeri. Hayat baştan sona bir deneme-yanılma yeri.
Bir ağaca bakan iki kişiden biri, baharın gelmekte olduğunu hissederken; bir diğeri yapraklarının güneşi kestiğinden şikâyet edebilir. Uzun lafın kısası, hangi dilde söylenirse söylensin bu gerçek hiç değişmez: aslında hayat, biz ona nasıl bakıyorsak öyledir.
Dünyanın üzerimdeki etkisi hem tarif edemeyeceğim kadar ağır hem yok denecek kadar az. Yapabileceklerimin sınırı hem dağları aşıyor hem şu masanın ötesine gidemiyor. Çok tanıdık ve kendime çok yabancı haller.