Efendim, kanunlar önünde herkesin eşit olduğu herkesçe malum, ama aslında eşit olmadığı da herkesçe malum. Sadece ahlaki kanunlar önünde herkes eşittir, ama yine, sadece bu kanunlara uyarak yaşayan herkes eşittir, şerefi, doğruyu ve haklılığı, uyması daha kolay -yani kar amacıyla istismar etmesi daha kolay- olan birtakım ikinci derece kanunlardan üstün tutan herkes eşittir.
komitenin diğer üyelerine de yumruk salladığımı, onların, yani dört komite üyesi ve iki inzibat erinin kollarımdan tuttuklarını fark ediyorum ve aklımdan geçen tek şey, kendi savaşınızı neden kendiniz savaşmıyorsunuz, orospu çocukları, geçen savaşta milyonlarca insanı yok eden siz eski kafalılar, niye kendi şu lanet olası savaşlarınızda kendiniz savaşmıyorsunuz oluyor,
Ağlamamın sebebi bütün bu yaşananlardı, içimizde büyüttüğümüz bu rezilce şey, bir çocuğu yumruklamak, çelme takıp düşürmek, tekmelemek, bir gemiyi suların dibine göndermek, bir şehri yerle bir etmek, insanları vurmak, beni ağlatan bütün bunlardı.
Birilerinden ve bir şeylerden nefret etmemiz gerektiğine kendimizi inandırmıştık. Kendi halinde, sessiz sakin, muhterem papazımız bile öfkeden titreyerek yumruğunu salıyordu. O da nefret içindeydi. "Tanrım," diyordu, "Ah Tanrım, izin ver de bu şeyi ezelim, onu sonsuza kadar yok edelim, yıkalım, mahvedelim." Tanrı'ya böyle ifadelerle yakarıyordu. Yani nefret her yerdeydi.