Geçtiğimiz haftalarda prömiyerini Netflix'te yapan Üç Cisim Problemi, kısa sürede en çok dikkat çeken bilimkurgu dizisi olmayı başardı. VR gözlükleri, nanomateryal teknolojisi, kuantum fiziği, proton çekirdeğinden geliştirilen casus sophon'lar derken konu bir hayli derinleşti ve nitelikli izleyicileri içine çekmeyi başardı. Bense, her zamanki gibi ilk romanı okuyup diziyi öyle bitirdim. Bilim ve felsefenin iç içe geçtiği bu kitap, muazzam bir üçlemenin ilk romanı olma özelliğini taşıyor. Bilimkurgu yazarı Cixin Liu, gerçekten çok donanımlı bir roman hazırlamış. Fizik kuramları, bilimsel bakış açıları, nanoteknoloji, VR oyun teknolojisi derken konu oldukça derinleşiyor. Eğer okurken bu kavramlarla ilgili pek bir bilginiz yoksa, okumakta zorlanabilirsiniz onu belietmeliyim! Ama ben ve benim gibi zorluk çekmeyen ve araştırmayı seven okurların böyle bir zorluktan muaf olduğunu düşünüyorum. Cixin Liu kendi distopyasında harika bir kurgu oluştururken; bir yandan da okuyucusuna dünyayı, yaşamı, insanlığı, sosyolojiyi sorgulatmayı unutmuyor. Üslubu ve yazı dili, diğer bilimkurgu eserleriyle karşılaştırdığımda biraz daha yoğun ve ağdalı; lakin bu durum romanın sürükleyiciliğini asla etkilemiyor. Romanı okuduğunuzda, bölümler olarak Cixin Liu'nun kurgusu size karışık gelebilir; ancak romanın üstüne diziyi izlediğinizde tamamen oturuyor. Roman, "Dünya dışında uzayın başka bir yerinde bir yaşam belirtisi var mı?" gibi uzun yıllardır devam eden sosyolojik bir klişeyi heyecanlı kılmayı da başarıyor. Çok sevdiğim bir roman oldu.
Romanımız, ilk sahnesinde 1960'larda açılıyor. O dönemde Çin'de Kızıl Birlik çok revaçta ve isyancı olarak nitelediği bilimadamlarına işkence edp onları öldürüyorlar. Ana kahramanlarımızdan Ye Wenjie de babasını bu şekilde kaybediyor. Bu durum kızı çok