Gayet politik biri.. #coffeeadorer
- ars longa vita brevis:
BibliOsmia
Harikayım ama güzel değilim. Günahkarım ama şeytan değilim. İyiyim ama melek değilim.
MM
Yer yarılmış da, sanki dürüst insanlar
toprağın altına girmişti, evrensel aptallık
ve uyuşuklukların gölgesinde cehalet
yüce saltanatını sürdürüyordu.“
Ama Süleyman bir yandan da, kendisine özgü, Doğulu bir biçimde de olsa bahsettiğimiz diğer krallar gibiydi, o da bir Rönesans çocuğuydu: Çok kültürlü bir hükümdardı, Türkçe ve Farsçayı anadili gibi konuşurdu, her iki dilde de yetenekli bir şairdi, bu dillerin yanı sıra akıcı bir Arapçası, iş görmesine yetecek kadar Yunancası ve Bulgarcası, biraz da Macarcası vardı. Usta bir kuyumcuydu, son derece cömert bir sanat hamisiydi…
Tarihin başka hiçbir döneminde kıtanın tamamı, hepsi de aynı onyıl içinde, 1491 ile 1500 arasında doğmuş dört büyük kişilik tarafından böyle gölgelememişti. Bu dört dev, yaş sıralamasına göre İngiltere Kralı VIII. Henry, Fransa Kralı I. François, Osmanlı Sultanı Muhteşem Süleyman ile Kutsal Roma-Germen İmparatoru V. Karl'dı.
Kimi zaman dost, ama sıklıkla düşman, her zaman rakip olan bu dört adam, Avrupa’yı avuçlarının içinde tuttular.
“On altıncı yüzyılın başı, yaşamaya değer heyecanlı bir dönemdi. Ortaçağın feodal Avrupası hızla
değişerek bir ulusal devletler topluluğuna dönüşüyordu; Batı Hıristiyanlığının birliği hiç olmadığı kadar tehdit altındaydı, hatta yüzyılın ilk çeyreği son bulmadan kaybolup gidecekti; Osmanlı Türkleri, peş peşe tahta çıkan muktedir ve hırslı sultanlar sayesinde bütün cephelerden batıya dogru ilerliyordu;”
Karl ispanyolcaya ‘ilahi dil’ derdi.. Sıklıkla yapılan bir alıntıya göre, dostlarıyla Fransızca, atlarıyla Almanca,metresleriyle İtalyanca, Tanrıyla İspanyolca konuştuğunu söylerdi.