Eskiden dostluklar başkaydı;
bir kahvenin buğusunda uzayan,
cümlelerin içinde yıllarca
yaşayan…
İnsanlar birbirine yalnızca hâl hatır sormaz, ruhunu da açardı. Edebiyat biraz da bu nedenle vardır hayatın tam orta yerinde: İki insanın aynı sessizliğe farklı kelimeler bırakabilmesi için. Emekli Başkomiser Mehmet amcayla ara ara aynı banka oturuyoruz. İnsan yıllarca sadece mesleğini değil, gördüklerini de taşır içinde. O anlatırken eski romanların gölgesi düşüyor öğle vaktine.
Anadolu’da halk arasında dolaşıp sonra sessizce kaybolmuş menkıbeler, adı unutulan şairler, türkülerin içindeki kederler... Ben de başka hikâyeler açıyorum önüne; bugünün yalnızlığını, hız çağında eksilen merhameti, kalabalıklar içinde sessizleşen insanı konuşuyoruz. Bazen bir zeytin ağacının altında, bazen rüzgârın taşıdığı eski bir şarkının kıyısında, yaşayanları da yad ediyoruz, göçüp gidenleri de; çünkü insan biraz da hatırladığı kadar insandır.
Şimdi düşünüyorum da; belki de çağımızın en büyük yoksunluklarından biri hasbihalsizlik. Kimsenin kimseyi gerçekten dinlememesi. Oysa bazı insanlar vardır; cümleleri insana eski bir kitabın arasından düşmüş kurumuş bir çiçek gibi gelir; sessiz ama unutulmazdır.
Demem o ki,
Nazım Hikmet Ran “
İnsan insana iyi gelmeli, gelmeyecekse hiç gelmemeli” sözünü boşuna söylememiş. Çünkü bazen koca bir ömür, öğle vakti edilen samimi bir sohbete sığacak kadardır.
Dostlara, dostluğa hürmetle.♥️
Serhat Kaya
Sevdiğin, özellikle de kavuşamayacağını bildiğin bir insanı özlemek, göğüste hançer gibidir; içindeki bu hançer her nefeste biraz daha derine saplanır.
Yorumda buluşalım...
Okuma alışkanlıkları üzerine yapılan uluslararası araştırmaların sayısı sınırlı; eldeki veriler de çoğu zaman kesin ve tartışmasız sonuçlar sunmaktan uzak. Yine de bu parçalı tablo içinde belirgin bir eğilim kendini hissettiriyor: Kadınlar, ortalamada erkeklerden daha fazla okuyor. Çeşitli çalışmaların işaret ettiği %10–15’lik fark, mutlak bir hakikatten ziyade güçlü bir izlenim olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden “kadınlar daha çok okur” algısının, bütünüyle olmasa da, temelsiz olmadığı söylenebilir. Ne var ki algılar çoğu zaman hakikatin yalnızca bir yüzünü büyütür. Özellikle genç yaş grubunda (kabaca 16–30 aralığında) kitabın bir okuma nesnesi olmaktan çıkıp bir “görünürlük aracı”na dönüştüğü anlara rastlıyoruz. Yeni bir mekân, yeni bir kimlik, yeni bir estetik… Kitap, kimi zaman bu vitrinin zarif bir parçasına indirgenebiliyor. Bu durum, edebiyatın içsel derinliğini bilenler için rahatsız edici bir yüzeysellik hissi doğurabiliyor; fakat meseleyi yalnızca buradan okumak, büyük resmi ıskalamak olur.
Çünkü kadınlar, yalnızca okumakla kalmıyor; okuduklarını dolaşıma sokma, görünür kılma ve paylaşma konusunda da daha cömert davranıyor. Bir metinle kurulan ilişkiyi saklamak yerine çoğaltmayı tercih ediyorlar. Bu yönelim, edebiyatın kamusal alandaki varlığını besleyen önemli bir damar. Fuarlarda, söyleşilerde, atölyelerde, edebiyatın nefes aldığı o kalabalık mekânlarda kadınların belirgin varlığı tesadüf değil. Anlatının zenginleşmesi, tartışmanın derinleşmesi ve edebi üretimin daha geniş kitlelere ulaşması büyük ölçüde bu görünürlük sayesinde mümkün oluyor.
Bütün bunlara rağmen, şaşırtıcı ve bir o kadar da düşündürücü bir gerçek var: Çok okunan, kanonlaşan, geniş kitlelere ulaşan eserlerin önemli bir kısmı hâlâ erkek yazarların imzasını taşıyor.
İstek Antalya Okulları’nın Lara Kampüsünde TDE Alan Lideri Kübra Olkay’ın davetiyle bölüm öğretmenleri ve değerli öğrencilerinin röportaj davetleri için okullarında bir araya geldik. Son romanım #NadideAdalet’i okumuş olan kıymetli öğretmenler ve başarı öğrencileri sevgili Işık ve Melda’nın ufuk açan sorularını yanıtlamakla beraber okullarına misafir olmaktan bahtiyar oldum. Teşekkürler♥️
Serhat KayaNadide Adalet