Osman Aygün

Osman Aygün
@Oa89
free your mind
Manyetik rezonans görüntüleme (MRG), yumuşak dokunun harikulade detaylı görüntülerini veren bir tıbbi görüntüleme yöntemidir. MRG hastalıkların tanısında, özellikle de iç organlardaki tümörlerin saptanmasında rutin olarak kullanılır. MRG ile ilgili teknik olmayan açıklamalarda, bu yöntemin kuantum dünyasının garip işleyişine bağlı olduğu gerçeği genellikle es geçilir. MRG'de, hastanın vücudundaki hidrojen atomlarının dönen çekirdeklerinin eksenini hizaya sokan büyük, güçlü mıknatıslar kullanılır. Bu atomlar radyo dalgaları bombardımanına tutulunca, hizaya girmiş çekirdekler aynı anda her iki yöne de döndükleri o tuhaf kuantum durumunda bulunmaya zorlanır. Bunun neye benzediğini gözünüzde canlandırmaya çalışmanın mânâsı yok çünkü bu olay, bizim gündelik deneyimimizin çok dışındadır! Önemli olan şu: Atom çekirdekleri başlangıçtaki -onları kuantum süperpozisyona sokan enerjiyi almadan önceki- duruma geri döndüğünde bu enerjiyi dışarı verir ve MRG tarayıcısındaki elektronik sistem, söz konusu enerjiyi yakalayıp iç organlarınızın o güzelim, detaylı görüntülerini oluşturmak için kullanır. Eğer günün birinde kendinizi bir MRG cihazında, kulaklıkla müzik dinleyerek yatarken bulursanız, bu teknolojiyi mümkün kılan atomaltı parçacıkların sezgiye aykırı kuantum davranışı üzerinde bir an durup düşünün.
Bilim
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Güneş neden parlar? Güneşin hidrojen gazını yakarak, dünya üzerinde yaşamın devamlılığını sağlayan ısıyı ve ışığı açığa çıkaran bir nükleer füzyon reaktörü olduğunu çoğu insan biliyordur herhalde; bununla birlikte parçacıkların "duvardan geçmesine" imkân veren çarpıcı kuantum özelliği olmasaydı, güneşin parlamasının mümkün olmayacağını bilenlerin sayısı daha azdır. Güneş ve aslında evrendeki tüm yıldızlar, proton denen pozitif yüklü tek bir parçacık içeren hidrojen çekirdeklerinin birleşmesi ve bunun sonucunda açığa çıkan, bizim adına güneş ışığı dediğimiz elektromanyetik radyasyon sayesinde muazzam miktarda enerji yayabilir. İki hidrojen çekirdeğinin birleşebilmesi için birbirine çok yaklaşması gerekir; fakat iki çekirdek birbirine yaklaştıkça aralarındaki itme kuvveti de o oranda artar çünkü her ikisi de pozitif yük taşır ve "benzer" yükler birbirini iter. Aslında iki çekirdeğin kaynaşabilecek kadar birbirine yaklaşması için, parçacıkların bir tuğla duvarın atomaltı eşdeğerinden, yani görünüşte nüfuz edilemez bir enerji bariyerinden geçmesi gerekir. Klasik fiziğe, yani Isaac Newton'un ortaya koyduğu, günlük hayattaki topların, yayların, buhar makinelerinin (hatta gezegenlerin) dünyasını gayet iyi tanımlayan hareket, mekanik ve kütleçekimi yasalarına göre böyle bir durum söz konusu bile olamaz; parçacıklar duvarların içinden geçememeli ve bu nedenle de güneş parlamamalıdır.
Bilim
Elektronların madde içinde nasıl hareket ettiğini açıklayan kuantum mekaniği olmasaydı, modern elektroniğin temelini oluşturan yarı iletkenlerin davranışını asla anlayamazdık, yarı iletkenleri anlamasaydık silisyum transistörü, daha sonra mikroçipi ve modern bilgisayarları geliştiremezdik. Bu listeyi uzatabiliriz: kuantum mekaniği bilgisinde ilerleme kaydetmeseydik ne lazer olurdu ne de CD, DVD ya da blu-ray oynatıcılar; kuantum mekaniği olmasaydı akıllı telefonlarımız, uydu navigasyonu veya manyetik rezonans görüntüleme cihazları da olmazdı. Aslına bakarsanız, tahminlere göre gelişmiş ülkelerin gayri safi millî hâsılasının üçte birinden fazlasının bağlı olduğu uygulamalar, kuantum dünyasının işleyişini anlamamış olsaydık var olmayacaktı bile. Üstelik bu sadece bir başlangıç. Lazer kullanılarak gerçekleştirilen nükleer füzyonla neredeyse sınırsız elektrik enerjisinin elde edilebildiği; yapay moleküler makinelerin mühendislik, biyokimya ve tıpta çok geniş bir yelpazede çeşitli görevler üstleneceği; kuantum bilgisayarlarıyla yapay zekâdan yararlanacağımız; hatta teleportasyonla ilgili bilimkurgu teknolojisinin bilgi iletiminde rutin kullanıma gireceği, ömrümüz vefa ederse görebileceğimiz denli yakın bir kuantum gelecek bekliyor bizi.
Bilim
Mustafa Kemal Atatürk
Son bir yıldır yazdığım CBT yazılarına şöyle bir baktım. Türkiye'de bilimden mi bahsedeceğim, bu konuda yapılan en iyi işler hep ya onun zamanında veya onun kafasından çıkan programlar sonucu yapılmış. Sanattan mı bahsedeceğim, he­men tüm önemli adımları O attırmış. Askerlik mi, en iyisini o yapmış. Türkiye'yi dünyada tanıtmak mı, en etkilisini ve en yaygınını o becermiş. Eğitim mi, en akılcısını o planlamış ve yaptırtmış. Dünya çapında diplomasi mi, ülkemizin en haysi­yetli dönemini onun zamanında yaşamışız. Güzel giyinmek mi, milletine en güzel mankenliği o etmiş, giyinip kuşanmasını öğ­retmiş. Reform mu, envai çeşidinin en etkili ve kalıcısını o yapmış. Devrim mi, tarihin gelmiş geçmiş en başarılı devrimcisi ol­muş... ... İtalyanların Leonardo'su, Galile'si, İngilizlerin Newton'u ve Maxwell'i, Fran­sızların Descartes'i, Pasteur'ü, Almanların Goethe'si, Einstein'ı, Danimarkalıların Steno'su, Bohr'u, Avusturyalıların Suess'ü, Schrodinger'i, Rusların Mendeleyev'i, Pavlov'u varsa, bizim de Mustafa Kemal'imiz var. Bilimsel dâhiler kulübüne kaydettirebildiğimiz şimdilik tek üyemiz. Ne dersek diyelim, milletçe bu­nun böyle olduğunun pek fakında değiliz. Kimimiz onu hâlâ Hitler'le, Mussolini'yle, Franko'yla, kimimiz de Lenin, Stalin veya Mao ile karşılaştırmaya çalışıyor!
Sayfa 179·Kitabı okudu
Bilim
Onu katletmekle fâni Mustafa Kemal'in bedeninin ortadan kalkmasını kolaylaştıran etrafındaki cahil ve aptal dalkavuklar­ dan veya milletçe ona verdiğimiz dertlerin onu yıpratmasından bahsetmeyeceğim. Bu konuları tarihçiler giderek artan bir cesa­ret ve inatla incelemeye başladılar. Atatürk'ü katletmekle be­nim burada kastettiğim onun en çok korktuğu ölüm tarzıyla onu öldürmek, yani onun kendi örneği ile halkına en çok ver­mek istediği şeyi, hür, eleştirel, akılcı düşünceyi, katletmektir. Onun en büyük endişesi tanrılaştırılmak, putlaştırılmak, abideleştirilmek ve bu şekilde kendi düşüncelerini kendi anısıyla gölgelemekti. İkide bir kendisinin fani bedeninin elbet bir gün toprak olacağını, ama fikirleriyle kurduğu Türkiye Cumhuriye­ti'nin ilelebet payidar olacağını söylerken, Cumhuriyet'in ilelebet görmesini ümit ettiği itibarın kendi fikirlerinin fosilleşme­siyle olamayacağını o herkesten iyi biliyordu; bunu defaatle her fırsatta, çeşitli şekillerde dile getirmişti... ... Bu yüzden milletine tek bir vasiyet bırakmaya çalıştı: "Beni hatırlayın ki benim gibilerini, benden çok daha iyilerini yetiştirebileceğinize olan imanınız sarsılmasın; zekânızı bileyin, aklı­nızı kullanın ve eleştirel aklın hâkim olduğu bilimden başka hiçbir kılavuzu asla tanımayın. Benim bundan başka bir mirasım olduğunu söyleyenlere de sakın ha inanmayın!"
Sayfa 176·Kitabı okudu
Bilim