Oldukça kütleli bir cisim düşünelim, bir yıldız mesela. Bu kütle etrafında, Newton ve Faraday'in dediği gibi bir kütleçekimsel alan yaratır. Ama bir alan enerji de içerir. Ve bu da hem Newton hem de Faraday için oldukça normaldir. Ama hayır, Einstein demişti ki enerji kütleyle aynı şeydir. Demek ki, eğer kütle kütleçekimsel bir alan yaratabilirse enerji de aynısını yapabilmelidir. Kütleçekimsel alanın içerdiği enerji de bir kütleçekimsel alan yaratır.
Yani kütleçekimsel bir alan başka bir kütleçekimsel alan doğurur. Bu durum sonu gözükmeyen bir şekilde devam eder gibi durur: Buna matematikte sonsuz bir seri denir. Bu sürekli alan doğuran alanlar uzayzamanın kendi üstüne eğrilmesini sağlayan şeydir; mesela bir kara delik oluştuğunda olduğu gibi.
Şimdi kütleçekimsel alanla elektromanyetik alanı karşılaştıralım. Bir elektrik yük bir elektrik alan üretir. Elektrik alan enerji içerir ama elektrik yük içermez. İşlem biter. Bir elektrik alan başka bir elektrik alan doğurmaz.
“One, remember to look up at the stars and not down at your feet. Two, never give up work. Work gives you meaning and purpose and life is empty without it. Three, if you are lucky enough to find love, remember it is there and don't throw it away.”
― Stephen W. Hawking
Işığın kırılması tabii ki sadece havuz kenarlarında gülmemiz için değildir ama keyifli bir hayat için merkezidir. Bu kelimeleri okumak için gözlerinize (işi bilenlerin mercek dediği) sıvı bir maddeden yapılmış yuvarlar iliştirmiş durumdasınız (ya da aziz anneniz bunu yaptı). Bu mercek, ufacık kasları kullanarak büzüşür ve bu kelimelerden yansıyan ışığı sizin yararınıza kırar ve odaklar. Anneniz, çağlar süren evrimin bir ürünü, size gözler verdiği için ne kadar da iyidir. Şu anda, sizler evrenin fiziği üzerine biraz bilgi kazanmak için tam da bu olguyu (ışığın kırınımını) kullanıyorsunuz. Evrim bu eylemi alkışlıyor: Bu kitabı okumak üreme şansınızı ölçülür seviyede artıracaktır.