(SPOİLER İÇERMEKTEDİR)
Tam adı Emma Bovary olan bir kadının hikâyesidir. Gençlik yıllarından beri peşinde olduğu hayatını anlamlandıracak aşkı arar ve bulmak uğruna ahlakını, servetini en çok da kendisini bitirir. Yine de Emma bütün hayatını bu arayışla geçirecektir; hep yeni şeyler arar hep farklı adamlara gider ve farklı hayatlara imrenir.
Kocası Charles ise, Flaubert gibi bir hekimdir. Ailesi sebebiyle evlendiği ilk kadının ölmesinden kısa bir süre sonra bir hastasının iyi yetiştirilmiş güzel kızı Emma’ya âşık olur. Emma’yla birlikte olduğu yıllar boyunca kadının zayıflıklarının, ihtiraslarının ve başkalarına duyduğu aşkın farkında değildir. Bu yüzden de Emma’nın onu en çok seven aşığı Charles’tır. Belki de bunun sebebi fazla saf ve iyi olmasındadır. Charles Bovary, Emma’ya sonsuz sevgi ve saygı besler. Hatta romanın sonunda Emma’nın ardından üzüntüden ölür.
“Çünkü insanlar arasındayken yüzüme alaycı bir maske geçirmesini bilirim. Ama kaç kereler, ay ışığında bir mezarlık görünce, gidip o uyuyanlara karışmanın daha iyi olup olmadığını düşünmüşümdür.”
Gustave Flaubert
Emma için Charles’ın bütün yetenekleri, mesleği, sanat bilgisi, konuşması, yürümesi ve diğer tüm özellikleri vasattır. Bunu evliliklerinin başında fark eder. Daha sonra ona okuduğu romantik kitaplardaki gibi hissettirecek bir sevgili arar. Farklı insanlara metreslik yapar. Ama hiçbirinden istediği sevgiyi ve ilgiyi alamaz. Onu, istediği gösterişli ve şık hayat yerine kırsal hayata mahkûm eden Charles’a da gün geçtikçe nefretle dolar. Onu “küt ayak ameliyatını” gerçekleştirdiği gün çekici ve yakışıklı bulmaya başlar, ameliyatın başarısız olmasıyla da biter. Diğer âşıklarını da sevmemiştir.
Gelecek karanlık, kapkaranlık bir koridordu, kapısı da sımsıkı kapalıydı.
Gustave Flaubert
Madame Bovary,