Tesadüfler, insanın bilinmez kaderidir. Ne kadar uğraşırsan uğraş elini ayağını bağlar. Gözünü kör dilini lal eder… Kaderin en büyük kozu rastlantıdır.
Açık konuşmam gerekirse, bu kitabı elime ilk aldığımda bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim. Saç Örgüsü, üç kadının hayatını anlatıyor ama öyle süslü laflarla, uzak durduğumuz ‘duygusal roman’ havasında değil. Tam tersine, içten, sade ve bir o kadar da çarpıcı bir anlatımı var.
Smita, Giulia ve Sarah… Üçü de farklı ülkelerde, bambaşka hayatlar yaşıyor ama hepsinin ortak noktası; hayatta kalmak için verdikleri mücadele. Onları okurken hem şaşırdım hem de kendimi sorguladım. Giulia’nın hayattaki sorumluluklarını sırtlanış biçimi, bana kendi kararlarımla yüzleşme cesareti verdi. Sarah’nın işinde güçlü görünmeye çalışırken yaşadığı yalnızlık ise açıkçası biraz içimi burktu. Çünkü biz de bazen dışarıya karşı sağlam durmaya çalışırken, içimizde olan biteni yok sayabiliyoruz.
Kadınların nelerle baş etmek zorunda kaldığını görmek, bana fazlasıyla farkındalık kazandırdı. Kitap, erkekler olarak çoğu zaman görmezden geldiğimiz gerçekleri yüzümüze çarpıp empati kurmamıza yardımcı oluyor.
Süreyya’nın hikâyesi, bastırılmış anılarla yüzleşmenin ne kadar sarsıcı ama aynı zamanda iyileştirici olabileceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Nermin Yıldırım, okurunu sadece bir karakterin geçmişine değil, kendi iç dünyasına da bakmaya davet ediyor.
Romanın merkezinde bir anne-kız ilişkisi var ama bu ilişki öylesine katmanlı ki, sadece aile bağlarını değil, kimliği, aidiyeti ve insanın kendine yabancılaşmasını da sorgulatıyor. Süreyya’nın yazarlığı, yarattığı karakterlerle kurduğu bağ, hayatla kuramadığı bağların bir yansıması gibi duruyor.
Yıldırım’ın dili sade ama duygusal yoğunluğu yüksek. Anlatım, zaman zaman hüzünlü, zaman zaman da düşündürücü bir iç yolculuk hissi yaratıyor. Unutma Beni Apartmanı, unutmak ve hatırlamak arasında sıkışıp kalmış herkes için güçlü bir roman.