“Yabancı ülkelerden getirtilen Bunalım Tanrılarının ülkemize bir oyunudur bu. Ülkede kötü günlerin habercisi rüzgarlar esiyordu. Aslında büyük dalgalanmanın başlangıcıydı bu. Ülkenin insanları daha insan olduklarını yeni anlıyorlardı. Millet olmanın heyecanından duydukları bir sarsıntıydı bu. Bu heyecanın içinde ithal malı bir bunalımın yeri yoktu. İşte ne yazık ülkenin aydınları, ülkenin göz bebekleri, binbir sıkıntıyla yetiştirilen, adam başına düşen yıllık gelirden oldukça yüksek pay alan okumuş takımı Ecnebi Bunalım Tanrısının büyüsüne kapıldı. Dünya Nimetlerinden usandığını haykırmaya başladı; dünya nimetlerini yaşamadan, onlardan usandığı kuruntusuna kapıldı. Meyhaneleri ithal malı bunalımlarla doldurdu. Daha biz doyasıya yaşamamıştık ki; büyük ve güzel şeylerin özlemini çekiyorduk henüz. Biz daha feraha çıkmamıştık ki, dünya nimetlerinden bıkalım, bunalımlar geçirelim.”
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Hayatımla oynuyorum.(Emel’in ellerini tutar.)Fakat bana acıyın, çünkü oyunlara ihtiyacım var. Ne var ki hiç bir şeyin sonunu getiremiyorum, oyunlarım hep yarıda kalıyor, fakat sizi sonuna kadar seviyorum.”
“Hayatın kanunu bu, önüne geçilemiyor. Esmer kemancı da hayat kanunlarının bütün maddelerine karşı geliyor, insanlıktan nefret ediyor, onları zehirlemek için şarkılar düşünüyor, bütün aşağılık şarkıları dinliyor gece gündüz, sonunda hepsinden daha aşağılık sesler ve sözler buluyor, kemanla bağlamayı ve hatta orgu birleştiriyor, önüne kimse çıkamıyor, çünkü bütün ezilenler ve neden ezildiklerini bilmeyenler ondan yana çıkıyor, bütün kahvelerde, arabalarda, oyun yerlerinde onun kahredici sesi duyuluyor, sizi de büyülüyor sonunda, her şeyinizi bir anda terk edip onun zehirleyici büyüsüne kapılıp gidiyorsunuz, acı ve ıstırapla...”