Bu kelime grubunu Alain de Botton'un aşk üzerine kitabında keşfettim belki de daha önce keşfedilmiştir bu kısım aslında beni hiç ilgilendirmiyor. Benim varmak istediğim nokta şu hayatımızda gerçekten kimseyi tam anlamıyla tanıma fırsatımız yokken daha da daraltayım kendimizi bile zar zor tanırken- çoğumuz bunu da yapamadan göçüp gitmiştir buna eminim- nasıl tam anlamıyla tanımadığımız kişilere canımızı en değer verdiğimiz şeyleri gözü kapalı teslim ediyoruz nasıl. Maalesef hayatımızda o kadar tanıdık yabancı var ki azalmak yerine devamlı artmakta ve biz en değerlilerimizi nasıl da gözü kapalı veriyoruz onlara...
Aşk Üzerine
Ne de uzak gelirdi bu zamanlar gözümü açtım ve şimdideyim. Yaşamadım sanki o kadar duyguyu, bu kadar acıyı meğerse zaman çok çabuk geçermiş. İnsan sayamadan günleri önce saniyeler sonra dakikalar ardından yıllar geçermiş.
İnsan büyümeye heveslidir. Büyüdüğünde anlayıncaya kadar hayatı. Fark etmez birilerinin gidişini, gelişini ta ki ağlayarak başını yastığa koyuncaya dek. Ta ki eski şarkıları sevmeye başlayıncaya dek. Yolunu bulmaz her yolu dener,her şey olmak ister bir tek yalnız olmak istemez. İnsan bilmeliydi insan yalnız olduğunda ancak büyüdüğünü bilmeliydi.
Dikkatinden kaçmışsa söyleyeyim, yeni yetmelerin yetişkinlere meydan okuması da baba nefretindendir: Daha da ileri gideyim : Erkeklerin diğer erkeklere kıyıcılıkları da baba düşmanlığından çıkar. Bir baba oğlunu sevmediğini anlarsa olsa olsa içinde bir yer sızlar; fakat bir oğul babasını sevmediğini fark ederse, acıma duygusunu yitirir.