Bu şekilde kalite konusundaki mutlak tedbir peşinde olunca, yazar her cümlesinde bir ritmi yakalayana dek, her virgül için takıntılı olacaktır; yazının okunuyor olabilmesi yeterlidir. İşlevselliğe önem veren marangoz da ufak kusurların gizlenmiş vidalarla düzeltilebileceğini bildiğinden, her ayrıntıyı kafaya takmaktan vazgeçecektir. Burada önemli olan, bu parçanın kullanılabilmesi için işin bitirilmesi gerektiğidir. Her zanaatkarın içinde yer alan mükemmeliyetçiye göre, her mükemmel olmayan bir iş kusurdur; iş bitiriciye göre de mükemmel yapma konusunda ki takıntı hata yapmanın reçetesi gibi görünür.
Makus kader diyerek sorumluluğu üzerimden atıyor değilim. Ona isnat etmekten imtina ve hatta iftiraya beni sevk edecek basiretsizlikten Allah' a sığınırım. Bunca düşünmenin neticesinde bilirim ki, tek müsebbip ben değilim! Şirazesi katiyen kaymış, kaygan bir zemin üzerinde icra edilen bir işi, anomali olarak görmekten imtina edenlerin bunu istismar ettikleri çok açıktı! Bu durumun konuşulabilir düzeyde ve hatta vasat iş koşullarını kabul ederek ve ciddi anlamda ucuz bir iş gücü sağlıyor olmak dahi, ıslah gerektiren hususlar için yeterli olmuyordu. Bu bir tür virüs ya da bağımlılık gibi türlü davranışsal alışkanlıkların tekrarına dayanıyor idi..! Bu tür istismara dayanan davranışların, insanların çoğunun doğası haline gelmesi bunu anomali olmaktan çıkartıyordu..! Muhatap ve sorumlu kıldıklarımın yaşça benden büyük olmaları nedeniyle dile getirdiklerimi bir tür saygısızlık, uyumsuzluk, asilik gibi başka doğacak sorunlara gebe addetmeleri, üzülerek söylemek zorundayım ki, onların yetersizliğinden başka bir şey değildi! İşi iyi icra etmenin dışında, anayasal ve hukuki düzlemde daha emekliyor diyebileceğimiz düşüncelerin olgunlukla karşılanamayışı ne hazindi. Adil ve şeffaf olmaktan bunca imtina edenler neyi gizliyor, neyle başa çıkamıyor olabilirdi. Özellikle kendi kusurlarımın biliniyor olmasını sağlamak ve bunlar üzerinde konuşulmasının, profesyonelliğin alameti farikasına ters bir husus olarak algılanıyor olması ve cüretkarca dile getirilmesinin esasında her iki tarafında gelişmesi gerektiğini idrake neden sebep olmuyordu?
İyi kaliteli bir iş dediğimizde neyi kast ederiz? Cevaplardan birisi bir şeyin nasıl yapılması gerektiği, diğeri ise bunun işe yaraması şeklindedir. Bu cevaplar da doğruluk ve işlevsellik arasındaki farktan kaynaklanır. İdeal olarak aslında bunlar arasında bir çatışma olması gerekmez ancak gerçek dünyada vardır. Çoğu kez elde edilmesi pek kolay olmayan bir doğruluk standardına bağlanmışızdır. Öte yandan mümkün olan, yeterince iyi olan bir standarda göre de çalışabiliriz; ancak bu da bir sıkıntıya yol açabilir. İyi bir iş çıkarma arzusu, o işi yaptığımızda nadiren karşılanmış olur.
Peachtree Center'a bir hafta sonu. '' Toplumsal değerler ve Ulusal Hedefler'' başlıklı bir tartışmaya katılmak üzere kendimi hapsetmiştim. Bu sırada araçları park ettiğimiz garajlar özellikle dikkatimi çekti. Her aracın konulduğu yere bir standart tampon yerleştirilmişti. Düz gibi görünüyorlardı ancak her tamponun alt uçları sivri metallerden yapılmıştı; yani buraya sürtündüğünüzde arabanızı ya da baldırınızı çizebilirdiniz. Oysa sitedeki bazı tamponlar, güvenlik gerekçesiyle geriye doğru bükülmüştü. Büklümlerin gelişigüzel olması, bu işin elle yapıldığını gösteriyordu, çelik düzeltilmişti ve sürtünüldüğünde zarar vereceği hesaplanan yerleri de yuvarlaklaştırılmıştı; yani zanaatkar burada mimarın yerine düşünmüştü. Bu yer üstündeki araç park yerlerinin ışıklandırması da yoğunluk bakımından düzensiz olduğundan, binanın içinde binanın içinde tehlike yaratan gölgeler aniden peydahlanıyordu. Boyacılar da araç sürücülerini bu düzensiz ışık kümelerinin içine ve dışına doğru yönlendiren garip şekilli beyaz kılavuz çizgilerini çekmişlerdi, planı izlemek yerine içlerinden geldiği gibi işaretler koymuşlardı. İşte zanaatkar da ışık hakkında tasarımcıdan daha derinlemesine ve ötesini düşünerek işini yapmış olandır.
Bu çelik törpüleyicileri ve boyacılar, belli ki kendi deneyimlerini kullanarak başından itibaren ekranda belirlenen çizimlerdeki sorumlu noktaları işaret etmek üzere tasarım oturumlarına katılmamışlardı. Kişisel bilgilere sahip birer el emekçileri olarak, böyle bir ayrıcalıktan mahrumdular. İşte bu da beceri sorununda ki keskin sınırdır; kafa ve el sadece entelektüel bakımdan değil, toplumsal bakımdan da birbirinden ayrılmış durumdadır.