William Shakespeare'in "Macbeth" adlı eseri, hırsın ve iktidar arzusunun insan ruhunu nasıl çürütebileceğini etkileyici bir şekilde anlatıyor. Macbeth karakteri, başta sadık bir savaşçı olarak tanıtılsa da, kehanetler ve karısının etkisiyle giderek karanlık bir yola sürükleniyor. Hikâye ilerledikçe onun vicdanıyla savaşı, aklının yavaşça dağılması ve sonunda içine düştüğü yalnızlık gerçekten çarpıcı. Lady Macbeth’in psikolojik çöküşü de esere derinlik katıyor. Eserde geçen metaforlar ve semboller (kan, gece, hayaletler) atmosferi oldukça karanlık ve gergin kılıyor. Dil zaman zaman ağır gelebilir ama duygusal yoğunluğu çok iyi yansıtıyor. Genel olarak "Macbeth", sadece bir trajedi değil, aynı zamanda insan doğasına dair sert ama gerçekçi bir yüzleşme. Klasiklerin neden klasik olduğunu hatırlatan, düşündürücü bir eser. William ShakespeareMacbeth
Stefan Zweig’in Bilinmeyen Bir Kadına Mektup kitabı beni gerçekten etkiledi. Bir kadının yıllarca fark edilmeden, sessizce sevmesi çok ağır geldi. Okurken hem üzüldüm hem de düşündüm: İnsan kendini bu kadar yok sayarak nasıl birine bağlanır?
Bence bu kitap, aşkın sadece güzel yanlarını değil, yıpratıcı tarafını da çok iyi gösteriyor. Sayfalar kısa, ama duygusu derin. En çok da şu aklımda kaldı: Sevgi, karşılık bulmadığında bile gerçek mi?
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig
Bu hikâyeyi okurken içime sürekli bir huzursuzluk çöktü, ama elimden de bırakamadım. Lovecraft, Innsmouth’un boğucu atmosferini o kadar iyi kurmuş ki sanki ben de kasabanın ara sokaklarında yankılanan sessizliği duyuyordum. Sonlara doğru ortaya çıkan gerçek hem tüyler ürpertici hem de şaşırtıcıydı. Korku sadece “canavarlar”dan değil, köklerden, geçmişten ve insanın kendi doğasından geliyor. Kısa ama insanın aklında uzun süre yer eden bir öykü. #k:336184. H. P. Lovecraft