Ayağımıza takılan bir taşın bile "niçinini" bulmakta acze düşüyoruz. Kuşkusuz, bazı "dünyasal bahaneleri" yan yana getirmekte güçlük çekmiyoruz. Bir taşın, bulunduğu yerde bulunuşu ile oraya doğru hareket eden birinin, o belli noktada karşılaşmalarının "mukadder" olduğunu ileri sürmek kolaydır.
Kimse kendinden olandan fazlasını veremez. Fakat insanın kendinde olan ancak onun tecrübesiyle kendine mal ettiğidir. İnsanın kişisel tecrübesinden geçmeden dağarcığında yer alan birikim taklit veya ariyet nesne mesabesinde kalır. Ama biliniyor ki, ariyet nesne üzerinde tasarruf edilemez. Tasarruf edilebilecek ve bize de "Enel hak" sözünü çağırmayı sağlayacak olan şey bizim zatımıza ait olan tecrübemiz olabilir, başkası değil.