“Geçmiş olan, geçip gitmiştir; geçmiş, gelmek üzeredir.” İnsanın saat zamanı ile anlattığı hikayelerin zamanı, birbiriyle örtüşmüyor. Zaman tecrübemiz, içimizdeki hikaye ile içinde yaşadığımız daha geniş hikaye arasında gerilime tâbi. İç deneyimimiz bize geçip gitmiş olan yılları anlatmıyor.
Ve her bir bugün; dünün, şu ânın ve geleceğin bölünmez bir kümesidir. İnsan zamanı elden geçirilmiş, üzerinde oynanmış bir zamandır. Hayatlarımız hakkında anlattığımız hikayelerle, hayatımızın yönü ve akışı da değişebilir. Bugünün anlam ve metaforlarından bakarak geçmişi yeniden inşa ediyoruz. O halde geçmiş gelmek üzeredir, zira geçmiş her zaman yeni anlamlara açıktır. Yaşlı insanlarla yapılan çalışmalarda gösterilmiş ki, geçmiş, sadece bugünle etkileşim halinde hatırlanırsa vardır. Sözün özü, geçmiş bu günümüze hizmet edecek şekilde yeniden yapılır ve hikaye edilir.
Nasıl ki iyi bir ressam, portresini yapmak istediği kişinin yüz hatlarına ancak o kişinin kendisinde uyandırdığı duyguları yerleştirebilirse, ruhsal yaşamdaki her olayın da insanı tanıma sanatını öğrenecek kişi tarafından yaşanması ve kendi iç dünyasına aktarılması gerekir.
Öncelikle bu kitabı okuyacak, bitirip gelmiş olan herkese merhaba :)
Sürekli okumayı ertelediğim bir kitap olmasına rağmen başladığım andan itibaren elimden düşürmek istemedim. Kitap tek kelime ile harikaa. Bitirdiğinizde içinizi kaplayan bir hüzün olacağını söylemek isterim.
Burjuva sınıfından olan Ruth’a ulaşmak için büyük bir uğraş veren eğitimsiz sadece bir gemi işçisi olan bir Martin var bu kitapta. Aşkı uğruna kendini bir hırsa kaptırmış vardığı sonuçlarda mutlu olmayan bir Martin !
Kitabı okurken sizde benim gibi Martine çok kızacaksınız eminimm. Ulaşmak istediğimiz hedefler gerçekten bizim koyduğumuz hedefler midir yoksa çevremizdekilerin etkisiyle koyulmuş hedefler mi? Bu soruyu sorduran ve daha nice soruları kendinize soracağınız bir kitap Martin Eden..
kitapla kalın :)
Ne güzel bir kitaptı..Martin'nin bize ögrettiği en güzel şeylerden biri de; duygularımızdan korkmamak, var olabilmek ve varlığımızı taçlandırabilmek, sonucu ne olursa olsun..
Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damalardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada br saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hattâ yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır..