Aşk, onun çözülemeyecek denkleminde bir bilinmeyendi ve o, bu denklemi çözmek için ne bir çaba sarf ediyor ne de bir merak taşıyordu içinde, sadece görmezden geliyor, varlığını yok sayıyordu.
Klavyedeki ellerim düşünmek için durmuştu; genel duygularımı nasıl tarif ederdim acaba?
Güz yağmuru kadar soğuk ve karanlık...
Bu sırada zihnimde kavurucu yaz sıcağında kuruyup gevremiş bir kertenkele belirdi.
Aslında bu tezatlık, açlık duyduğum hislerin tezahür etmesindendi.
İçime dalga dalga yayıldı yine duygu yoğunluğu. Ne olduğunu ayırt etmeye o karmaşadan korktuğum için cesaret edemedim.
Tak tak sesler geliyordu dışarıdan. Bir kedinin ardışık üç çığlığı tak tak seslerine karışıyordu. Yine bir kedi bağırdı. Ve adam sesleri. İşçi sesleri, iş yapan sesleri... yine kedi çığlığı... Tülün arkasındaki manzaraya bakmak için kaldırdığım başım, buğulanmış cam engeliyle karşılaştı. Karşıdaki apartmanın beyaz boyalı duvarı ve turuncu kiremitli çatısına boş bir bakış atıp yine ekrana indirdim gözlerimi. Tak tak sesleri...
"Bir hedefe karar verdikten sonra, tüm dünyayı arkanda bırakıp sadece o hedefe doğru yürümek gerekir. Yolculuk zor olabilir, ama odaklanmış bir zihin her engeli aşar."
— Haruki Murakami