Sabahları gazetesini okurken dizlerinin üzerine kuruluveriyorum. Öğleden sonra uykusuna yattığında sırtına çıkıp oturuyorum. Bunu, kendimi ona yakın hissettiğim için falan değil, başka çarem, sığınabileceğim başka kimsem olmadığı için yapıyorum.
O-san'ın uygun bir anını kollayarak, tekrar cup diye mutfağa atıverdim kendimi. Sonra yine dışarı atıldım. Bir kez daha denedim ama kendimi yeniden kapının dışında buldum. Bu sürecin böyle, birkaç defa daha tekrar ettiğini hatırlıyorum. O gün bugündür bu O-san denen şahıstan nefret ederim. Ertesi gün nihayet sıkıntılarım sona erdi; turna balığından oluşan yemeğini çalarak aramızdaki hesabı kapattım.
Hatırladığım tek şey; hayatımda ilk kez bir insan gördüğümde nemli ve karanlık bir yerde miyavlıyor olduğum. Sonradan işittim ki, türünün en gaddar üyelerinden biriymiş bu insan.
Jan Valjan'ı çevreleyen her şey, bu huzur dolu çiçekli bahçe, sevinç çığlıkları atan bu çocuklar, bu ağırbaşlı ve sade kadınlar, bu sessiz avlu, onun ruhuna yavaş yavaş sessizliği, yalınlığı, sevimli kokuyu yerleştiriyordu.