Cinsiyetimizi belirleyen elbette sosyal çevremiz değil ama bu aidiyetin yönünü belirleyen gene de o; Kabil’de kız doğmakla Oslo’da kız doğmak aynı anlamı taşımıyor, kadınlık aynı biçimde yaşanmıyor, ne de kimliğin başka hiçbir öğesi...
Yani, yarı Fransız, yarı Lübnanlı mı? Hiç de değil! Kimlik bölmelere ayrılamaz, o ne yarımlardan oluşur, ne üçte birlerden, ne de kuşatılmış diyarlardan. Benim birçok kimliğim yok,bir kişiden diğerine asla aynı olmayan özel bir "dozda" onu biçimlendiren bütün öğelerden oluşmuş tek bir kimliğim var.
Munis, "Işık olmak istiyorum. Nasıl ışık olunur?" diye sordu.
Bahçıvan, "Karanlığın anlamı kavrandığında ışık olunur... Sen bütün sıradan insanlar gibi birlik nedir bilmiyorsun. Ben sana git ve karanlığı öğren diyorum, bu her şeyin temelidir. Işık olma! Bu tek yönlü bir yoldur. Arkadaşına bak, ağaç olmak istiyordu ve oldu. Düşündüğü gibi zor değildi. Ne yazık ki insan olamadı, ağaç oldu. Şimdi her şeye baştan başlayabilir, belki milyarlar yıl sonra yavaş yavaş insan olur. Şimdi sana söylüyorum! Karanlığın peşine düş, karanlığın peşinden karanlığa gömül. Başta dibe in, derinlere, en derine varınca ışığı zirvede, kendi ellerinin içinde, yanında göreceksin. İşte bu insan olmak demektir. İnsan ol!" dedi.