Ercan Kesal’ın okuduğum üçüncü kitabı Peri Gazozu. Bundan önce Cebimdeki Ekmek Kırıntıları ile İsim Şehir Film Roman kitaplarını okumuştum. Bu ikisi söyleşi türündeki kitaplardı. Peri Gazozu ayrı bir yerde… Yazarı tastamam bir insan yapan bütün hikaye burada… Belki yokluk içinde ama sürekli özlemle anılan bir çocukluk, siyasi çalkantılarla ve arayışlarla geçen bir gençlik: Ankara, İzmir, Taşra ve nihayet İstanbul… onun insanları ve insanlarda kendini tanımasının asıl noktası taşra hekimliği… taşrada tanık olduğu yaşamlar, ölümler ve bu süreçte uzaktayken de ailesini bilhassa babasını keşfetmesi. Ercan Kesal’ın bilgeliğe ulaşan yolculuğundaki duraklar neredeyse böyle. Anadolu’yu ve Anadolu insanını onun gözünden görüyorsunuz. Bir hekim duyarlılığıyla ve insanı her koşulda bir değer olarak gören insan inceliğiyle Anadolu’yu yeniden kavrıyorsunuz. Aşka, dostluğa, yaşama ölüme, aileye yeniden dokunuyorsunuz. Kendinize belki daha önce sorduğunuz birtakım soruları yeniden soruyorsunuz. Bazen gözleriniz nemleniyor, boğazınız düğümleniyor. Ama sorular sormaya, cevaplar aramaya devam ediyorsunuz. Zaten iyi kitaplar sorular sorduran kitaplar değil midir?