F.A

Günlük nedir?
Ama günlük de nedir? Onu güncel olaylar dışında tutabilir miyiz? Tutabilirsek bu neyi anlatır? Günlüklerin temelinde yatan içtenlik yerini bir burukluga, bir yapmacikliğa birakmiş olmaz mi? Ne ki, günlüklerin de dogru dürüst bir tanimi yapilmis degildir. Polonyali romanci Gombrowicz günlügünde onlarin yalan ve yulanla dolu olduguna parmak basarak der ki: "Bu günlügü istemeye istemeye tutuyorum. içtenlikten uzak içtenligi beni yoruyor. Kimin için yaziyorum? Kendim içinse onlari neden yayinlıyorum? Okurlar içinse neden kendimle diyalog kurmus gibi yapiyorum?" Léautaud ise günlük tutan insanin çenesi düsük ve fikra koleksiyoncusu oldugunu söyler. Ona göre bu is yaratıcılik istemez. Yetenege de gerek yoktur. O, görgüsüzlükten, şallamşopluktan başka bir sey degildir. Kisacasi, koskoca bir sifirdir. Bana kalirsa günlükleri edebiyatin bir türü durumuna getirmek yazarin kendi elindedir. Onu ister, fasafiso mentere ile doldurup kapı mandalı eder, ya da sözünü yukarda tutup fırışka rüzgârlar estirir. Su da unutulmamalıdır ki, günlükçüler, o kimine ivir zivir gelebilecek görünümlerin altinda çok seyler anlatirlar, çok helva pisirirler.
Sayfa 182 - Sel·Kitabı okudu
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yazarlar çokluk, birbirlerini yere çalmak için, la vallah, hiçbir fırsatı yitirmezler.
Sayfa 174 - Sel·Kitabı okudu
Namik Kemal'in babayigit yanlarindan biri de eblehligine inandigi adamlarla hiç savasmamasiymis. Bir laf ebesi, bir mirikelâm oldugu halde onlarin yaninda bir köseye büzülür kendini tam bir suskunluga gömermis. Dahasi, kitabini çikarr okur, Andavalh Hazretleri çekip gidince de: "Of, kurtuldum. Hay Allah belani versin ahmak herif," dermis.
Sayfa 173 - Sel·Kitabı okudu
Sızma söz: Eblehten, ahmaktan olmaz evliya Onları hiçmihiç sokma avluya
Sayfa 173 - Sel·Kitabı okudu
Thoreau: "Dogayı biraz da insan olmadığı için severim," demekten de çekinmeyecektir. Öte yandan bir göl kiyisindaki kulübesinde yaşarken düsüncelerine öyle gömülür ki onlarin disinda bir dünya olduğunu unutur. Sadece tangara, serçe, narbülbülü, bastankara, çobanaldatan kuslarının cikciklerini ya da kuğurdamalarini, cırcır böceklerinin konserini, kekliklerin ve karatavuklarin çigliklarini, kurbagalarin da viraklamalarini isitirse isitir. Bütün güzel ve büyük seyler, der, gerçek kültürün ortadan kaldirmadigi bu yabanil havayı korur. Thoreau en çok da ses yansılamalarına düskündür. Onlara kardeş sesler gözüyle bakar. Sağlıklı bir gerçekle iliski kurmak için açık havada uzun boylu yasamak gereğine de inanır. Doğa, düsüncelerine, duygularina denge sağlar. Kirlarda dolasmayi da çok sever. Rousseau'nun: "Yürüyüste düsünceleri canlandiran ve güçlendiren bir sey vardir," ilkesine uygun olarak göl bataklarinda fink atar, ormanin içlerine dalar ve de tepelere tirmanir. Daglara giktiginda yanina dürbün al-maz. Gerçi, dürbünle çok daha uzaklari görebilecek, ovadaki kiliseleri daha iyi seçebilecektir ama bu, yüksek bir yerde duyulan büyüklük ve güzellik duygusuyla hiçbir türlü karsilastirilamaz. Thoreau günlügüne kendi kafasina uyan kisileri tikistirmaya da önem verir. Ona göre Concord' da (A.B.D.) çiftçilik yapan Mi-nott, kur yasaminin giirini en iyi dile getiren bir kisidir. Bil Wheeler de lükse, uygarlik nimetlerine, insanlar arasinda yaçamaya arka dönmüs ve dogaya siginmis bir civanperçemidir. Thoreau'nun demesiyle her seye, bahçivani seyreden karakurbaga gibi, yan-siz ve kayitsiz gözlerle bakar. Sokrates'le Diogenes'ten de ileri filozoftur.
Sayfa 171 - Sel·Kitabı okudu