Ben darbeden sonra, 1981'de tıp fakültesinde öğrenciy- dim. 1984'te de doktor oldum. İşte yirmi üç yaşında, hükü- met tabibi olarak Anadolu'nun bir yerindeydim. Eh, elli küsur yaşında ağır ceza reisi, kırk küsur yaşında savcı, elli yaşında kaymakam, ni ne bileyim oturaklı bir başhekimle her akşam ay- sofradaydım. Ne yaparsın? Edebinle, hiç onlara ezilmeden hem işini yapacaksın hem de onların egemenliğine direnecek- sin. Seni manipüle edebilirler; "Şuraya imza at," diyebilirler, "Şu raporu ver," diyebilirler; hakka hukuka sığmayan türlü şey isteyebilirler; onlara da direneceksin.
Ama orada, o sofrada oturan ben nasıl biriydim? Onu da anlatmama izin ver. İçimde tıp fakültesinde başlayan bir duy- gu vardı; farklı olma duygusu, isteği. Mezun olduğumda Ana- dolu'ya; sıradan, bildik bir doktor olmayacağım duygusuyla, inancıyla ya da öyle bir hevesle gittim. Bana çizilen çerçevede kalmak istemiyordum. Sanki illa kendi bildiğimi yapacaktım, yapamazsam da bu işleri bırakacaktım.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!