Şöyle dedi kendine:
Ayrılık günü aynı zamanda buluşma günü mü olacak?
Söylenecek mi benim akşamımın aslında şafağım olduğu?
Ne verebilirim sabanını tarlanın ortasında bırakana yahut üzüm cenderesinin çarkını durdurana?
Meyvelerini toplayıp onlara vereceğim yüklü bir ağaç mı olacak benim kalbim?
Bir pınar gibi çağlayacak mı arzularım çömleklerini doldurmak için?
Ulvi bir elin dokunabileceği bir harp mıyım yoksa bir flüt mü, nefesinin içimden geçebileceği?
Bir sükûnet avcısıyım ben, nedir bu sükûnette bulduğum, başkalarına göğsümü gere gere dağıtabileceğim hikmet?
Eğer hasat günümse bugün, hangi unutulmuş mevsimlerde, hangi topraklara ektim tohumlarımı?