Bilindiği üzere Gogol rus edebiyatının ilk büyük roman, öykü ve tiyatro yazarı ve aynı zamanda Rus realizmininde kurucusudur. diğer tüm eserlerinde olduğu gibi ölü canlar romanıda realizmin etkisinde yazdığı pek aşikardır. Yazar romanında 19.yy rusyasının çarlık monarşisini toplumsal çürümüşlüğü, toplumsal yapının bozukluğunu ve ahlaki çürümüşlüğü yer yer alaycı bir dille ele alıp müthiş tespitlerle tamamlamıştır.
Gogol, Ölü Canlar romanında karakterlerin ikiyüzlülüğü, rüşvetçilik, sahtekarlık ve ahlaki yozlaşma gibi olumsuz özelliklerini göstererek, Rus toplumunda var olan çürümüşlüğü eleştirir. Romanın ana karakteri Çiçikov, ölü insanların isimlerini satın alarak hayali bir servet yaratmaya çalışır. Bu karakter ve çevresindeki diğer karakterler, toplumsal değerlerin çarpıtıldığı, adaletsizlik ve rüşvetin yaygın olduğu dönemin rusyasını net bir şekilde ortaya koymuştur.Gogol bu eserlerinde mizahi bir üslup kullanarak kokuşmuş olmakta olan rus toplumunu ironik bir şekilde betimlerken okuyucuya, toplumsal sorunları ve insanların içinde bulunduğu ahlaki krizi fark ettirmek adına satır aralarında bolca mesaj vermektedir. Gogol romanında çürümüşlüğü ve aymazlığı eleştirirken aynı zamanda insan doğasının karmaşıklığını da gözler önüne serip bireyin iç hesaplaşması ve insanın yozlaşması gibi temaları zihin işçiliğiyle ustalıkla bizlerin önüne sermektende geri durmamış ve romanın büyük bir bölümünde sorgulama ve düşünme fırsatınıda vermiştir.
Godot'yu Beklerken - İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair. Samuel Beckett'ın 1949 yılında Fransızca olarak yazılan ve ilk kez 1953'te Paris'te sahnelenen ünlü eseridir.
Samuel Beckett’in ‘absürt tiyatro’ olarak sınıflandırılan eseri Godot’yu Beklerken, Godot gibi bir belirsizliği ve Beklemek gibi gelecek zamana ait, ancak şimdide gerçekleştirilen bir eylemi adında gizlemektedir. Bu iki gizin yan yana gelmesiyle oluşan başlık, oyunun varoluş ile zaman arasındaki görünmez bağın peşine düşeceğini işaret eder. Nitekim oyunda zamanın bazen bir yanılgı olduğu hissi uyandırılmış, bazen de ufak değişimlerle ağır aksak da olsa ilerlediği hissettirilmiştir.
II. Dünya Savaşı’nın yol açtığı kitlesel bezginlik amaçdan, anlamdan, coğrafyadan, geçmişten ve dahi gelecekten münezzeh bir bekleyişi sahneye getirmiştir. Yaşanan küresel kırgınlık, bir yandan yaşama sevincini törpülenmiş, bir yandan da her şeyin sil baştan sorgulanması ihtiyacı uyandırarak yeni bir hikâyenin habercisi olmuştur. Godot’yu Beklerken, tarihin böyle bir kesitinde, çıplak hakikatle yüzleşmenin getirdiği yıkımın içerisinden çıkmış bir eserdir. Samuel Beckett, bu eserinde ortalama üç çeyrek asırla ifade edilen insan ömrünü iki perdelik bir oyunla anlatmaktadır. Dünün, bugünün ve yarının birbirinden farklı olmadığı gerçeği ısrarla düşündürülen oyunda ‘ömür’ olarak ifade edilen sürenin adeta bir yanılsama olduğu hissi uyandırılır.
İnsan ömründe acımasız bir şekilde işlediği zannedilen zaman, bu oyunda kendini kaybetmiş durumda, avare ve bitap bir tasvirle zihinlerde belirir. Hareketin iki bileşeni zaman ve mekân, insan zihniyle artık tanınmayacak derecede anlam kaybına uğratılmıştır. Yapılan tek hareket ‘beklemek’; zaman yalnızca ‘şimdi’, mekân ise daima bir ağacın altıdır. Diyaloglar saçma gibi