Zaten bütün aileyi yitirip de yalnız kaldığı günden beri bu dünyada yaşamıyor o. Çocukluğundan beri uzanıp hayaller kurmayı sevdiği hamağının güven verici rahatlığına sığınıyor.
Dünyanın bu bölgesinin tarihi, birbirinin mülküne konma tarihi. Mücadelelerin, savaşların çoğunun altında mülk kavgası var. Boşalan evler, dolan evler, mülk davaları. İnsanoğlunun barınma ihtiyacı, başının üstünde bir çatı bulunması temel gereksinimi, tarih boyunca birçok trajediye yol açmış.
Ben Panco' nun arkadaşı, başka hiçbir şey değil, yağmura vurmuş, uykusuz, canı burnunda, yüreği Ağaççileği Sokağı'nda, kafası Bomonti tramvay durağından yüz metre uzakta kirli bir yastıkta bir adamcağızım.
Bir milletin halkı, köyünde, evinde, -ki hükümet ona da müsaade etmeyecekti tabii- hangi şart içinde yaşarsa yaşasın, evinde hayvanı ile birlikte yatsın aç kalsın, ne dereceye inerse insin, hükümet kendi vasıtaları ile insanoğlunu hayvan seviyesine indiremez. Olmayacak olan budur. Ayıp olan budur. Hiçbir teşekkül, hiçbir insan bunu yapmaya cesaret edememelidir. İnsanoğlunun, insan olarak bir haysiyeti vardır.
Van gölü pırıltı içinde. Gölün şavkı dağlara vurmuş. Dağlar ışığa batmış, cümle dağlar ışıltı içinde... Beri yanından bakınca, öte yanında ne var ne yok görecekmişsin gibi aydınlık dağlar. Dağlar billurdan... Dağlar apaydınlık. İşte bu işi yapan Van gölüdür. Böyle dağlar olur mu? Dağlar biraz heybetli, biraz karanlıktır.