Kitap ölüm, yaşam ve felsefe başlığı altında 3 bölümden oluşuyor.
İlk bölümde ölüm konusu şiirler ile anlatılıyor.
Ölümün "hatırlanmayacak tek anı" olarak tanıtıldığı kısım aklımda kaldı.
Ne yaparsak yapalım bizi beklediği, kaçmaya çalıştıkça yaklaştığı, yaşamın parçası olduğu söylenmiş.
Değişik bakış açıları yakalamış aslında.
Bazılarından etkilendim. Düşünmeye itti.
Zira düşünmekten kaçındığımız, yokmuş gibi saydığımız bir kavram ölüm.
Hal bu ki düşündükçe daha anlamlı bir hayat yaşama şansımız olabileceğine inanıyorum.
Güzel ve anlamlı hayat yaşayanların ölümden çok korkmadığına inanıyorum.
Arkamızda bıraktıklarımız, anılarımıza güvenmek , onların bizi en azından bir süre daha yaşatacağına inanmak az da olsa ölümü normalleştirecektir.
İkinci bölüm yaşam.
Bu bölümde anlatım dili şiirden çıkmış düz yazı-şiir arası bişey olmuş.
Daha kısa cümleler, şiir gibi, küçük cümlelere gibi, minik paragraflar gibi.
Ancak ilk bölümde ölümün gerçekliğini yüzümüze vuran , onu kanıksatmaya çalışan yazardan, bu bölümde "yaşamanın kıymetini bilin" şeklinde cümleler bekliyordum.
Ancak pek öyle gelmedi bana.
Ne yaparsanız yapın sizi hayat yenecektir,
Yapmak istediklerinizi yapamadığınız bir hayat sizi bekliyor şeklinde anlatımlara yer verilmiş.
Sen istediğin kadar güzel bir şarkı söyle bağırarak, hayat denen şey sağırdır sana diyor.
Aydınlığa olan hasretin ile yürüdüğün bir hayat yaşarsın ama sonunda ulaştığın koca bir karanlıktır ve aslında bir körsündür" şeklinde ters köşe kelime oyunları, umutsuz sonlar, karamsar fikirler aklımda kaldı.
Bir yerden sonra cümlelerin ya da paragrafların nasıl biteceğini tahmin etmeye başladım.
Aydınlık arayan ya kör çıkıyor yada karanlığa kavuşuyor.
Ya da karanlıktan gözü kör oluyor.